Bugün sofralarımızda en çok konuşulan konu: “sağlıklı beslenme.”
Herkesin dilinde bir cümle “Artık daha sağlıklı yiyorum.”
Ama neye göre, kime göre sağlıklı?
Bir tabakta brokoli görmekle, bir avokado dilimlemekle iş bitiyor mu gerçekten?
*
Benim için sağlıklı yemek, ne sadece kalori hesabıdır ne de modaya uymaktır.
Sağlıklı yemek, toprağın dilini bilen bir sebzeyle, denizin ruhunu taşıyan bir balığın aynı tabakta uyum yakalamasıdır.
Bir aşçı, tencerenin başında sadece pişirmez; denge kurar, hayatı tartar.
*
Mesela brokoliyi ele alalım.
Onu fazla haşlarsan ruhunu öldürürsün.
Az pişirirsen sindirimi zorlar.
Ama tam kıvamında buharda, hafif tuzla, üzerine sızma zeytinyağı ve taze limonla…
İşte o zaman tabakta sağlık değil, denge doğar.
Çünkü brokoli, bir sebzeden fazlasıdır toprağın sabrıdır.
*
Avokadoyu da aynı şekilde düşünürüm.
Dilim dilim doğrarım, lifini korurum.
Zeytinyağıyla tanıştırırım, belki biraz somon, belki haşlanmış yumurta…
Protein, yağ, lif… Üçü de aynı hikâyenin farklı karakterleri olur.
Ve insan şunu fark eder: Sağlıklı yemek, “az yemek” değil; doğru şeyi doğru şekilde pişirmektir.
*
Peki ya ekmek?
Ekmek yıllarca haksız yere suçlandı.
Aslında mesele “ekmek yemek” değil, hangi ekmeği yediğimizdir.
Beyaz unla, rafine tuzla yapılmış bir ekmek seni yorar.
Ama ekşi mayalı, tam tahıllı, sabırla yoğrulmuş bir ekmek…
O seni yemez, seninle yaşar.
*
Benim mutfağımda sağlık, ne bir trend ne de bir zorunluluk.
Sağlık, doğallığın yanına emek koymaktır.
Sebzeyi toprağından koparmadan anlamak, eti pişirirken onun geçmişine saygı duymaktır.
Çünkü vücut, sadece yediklerinle değil, nasıl pişirdiğinle de beslenir.
*
Sonuçta mesele sadece ne yediğimiz değil, nasıl düşündüğümüz.
Bir tabak yeşilliğe bakarken “diyet” değil, “doğal” diyebiliyorsak…
Bir balığı pişirirken “protein” değil, “denizin kokusu” diyebiliyorsak…
İşte o zaman gerçekten sağlıklı yaşamaya başlamışız demektir.
*
Sağlıklı yemek, tıpkı hayat gibi
Biraz tuz ister, biraz sabır, biraz da içtenlik.
Gerisini doğa halleder.

YORUMLAR