Birçok insan şefleri televizyonda izlerken aynı şeyi sorar:
“Bu şefler niye bu kadar agresif? Niye bağırıp çağırıyorlar?”
Dışarıdan bakınca gerçekten tuhaf görünüyor.
Bir tabak yemek yapılıyor sonuçta. Dünya savaşı değil.
Ama mutfağın içine girince hikâye biraz değişiyor.
Profesyonel mutfak dediğin yer aslında küçük bir savaş alanıdır.
Ateş var, bıçak var, zaman baskısı var.
Bir masa bekliyor, on masa bekliyor, bazen yüz masa bekliyor.
Bir yemeğin gecikmesi demek bütün düzenin bozulması demek.
Bir pizza 30 saniye geç çıkarsa
arkasındaki beş sipariş de gecikir.
Bir sos yanarsa bütün servis aksar.
O yüzden mutfakta zaman, saniyelerle ölçülür.
Şef bağırdığında çoğu zaman sinirden değil, hızdan bağırır.
Sesin herkes tarafından duyulması gerekir.
Çünkü mutfakta bazen konuşmaya değil, komuta etmeye zaman vardır.
Ama şu da bir gerçek:
Bağırmak her zaman doğru değildir.
Bazı şefler mutfağı korkuyla yönetir.
Bazıları ise saygıyla.
İkisi arasında büyük fark vardır.
İlginçtir, başka mesleklere bakarsın.
Mesela bir genel cerrah ameliyata girer.
Orası da hayati bir yerdir.
Ama çoğu zaman ortam daha sakindir.
Demek ki mesele sadece stres değil.
Mesele, stresi nasıl yönettiğindir.
Ben de mutfakta çalışırken bazen gerildiğimi biliyorum.
Çünkü mutfak insanın sabrını sınar.
Ateşin başında karakterin ortaya çıkar.
Ama yıllar geçtikçe insan şunu anlıyor:
İyi mutfak sadece iyi yemekle kurulmaz.
İyi bir mutfak, iyi bir ruhla kurulur.
Bağırarak da servis çıkar.
Ama saygıyla çıkan yemek daha lezzetli olur.
Çünkü mutfakta sadece yemek pişmez.
Orada insan da pişer

YORUMLAR