Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Erdal Türksoy
Erdal Türksoy

Denizlerden Kayalara: Tuzun Sessiz Hakikati

Dünya yuvarlak derler…
Ben derim ki dünya tuzludur.

Nereye gidersen git, denize ulaş.
Akdeniz tuzlu, Karadeniz tuzlu, okyanuslar tuzlu.
Tesadüf mü bu kadar tuz?
Hayatın başladığı yer neden tatlı değil de tuzlu?

Kayaya bakıyorsun, serttir dersin.
Kırıyorsun, içinden tuz çıkar.
Dağ dediğin şeyin bağrında bile tuz var.
Toprak saklar, kaya saklar, insan saklar.

Çölde bir mucize çıkar karşına: Tuz gülü.
Kuraklığın ortasında, hayatın inadına açan bir çiçek.
Demek ki tuz sadece yakmıyor;
Doğru yerdeyse yaşatıyor.

Sonra dönüyorsun insana…
Gözyaşın tuzlu.
Terin tuzlu.
Kanında tuz var.
Yani insan da denizden kopmamış.

Ama bugüne geliyorsun, kapıdan içeri giriyorsun:
“Tuz yeme” diyor biri.
Öbürü “Hiç kesme” diyor.
Kafa karışık, dil suskun.

Ben doktor değilim.
Ama şunu sorarım:
Doğa bu kadar tuzu boşuna mı koydu?

Sorun tuzda değil.
Sorun ölçüyü kaybetmekte,
sorun tuzu tuz olmaktan çıkarmakta.

Rafine, ruhsuz, ölü tuzla;
dağdan çıkan, güneşte kuruyan tuzu bir tutamazsın.
Biri sadece beyazdır,
öteki hafızadır.

Biz tuzu düşman ilan ettik.
Oysa tuz, insanın ilk dostlarından biriydi.
Eti korudu, ekmeği tamamladı, sofrayı dengeledi.

Belki de artık şunu konuşmalıyız:
Ne kadar tuz değil, hangi tuz?
Nasıl tuz?
Nereden gelen tuz?

Denizler hâlâ tuzluysa,
kayalar hâlâ tuz saklıyorsa,
insanın gözyaşı hâlâ tuzlu akıyorsa…

Bu mesele sadece sağlık değil,
bu mesele hakikati doğru okumak meselesidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR