Toplumların çöküşü, uzaklarda başlamaz. O, sofrasında başlar. Yemek sadece karın doyurmak değildir; o bir hafıza, bir kültür, bir kimliktir. Sofradan uzaklaşan toplum, kendi köklerinden kopar; hızlı, yapay ve hazıra alışkanlıklarla yoğrulmuş bir dünyada, sabır, emek ve değerler de erir.
Eskiden sofralar hikâyeyle pişerdi; dua, emek ve paylaşma vardı. Bugün, hızlı tüketime teslim olmuş sofralarda sadece yapay tatlar ve unutuş kalır. İşte o an, dejenerasyon sinsice kapınızı çalar. Karakterler körelir, hafıza silinir, kültür kaybolur.
Ama unutulmamalıdır ki diriliş yine sofradan başlar. Kendi yemeğini bilen, emeğine sahip çıkan ve köklerini hatırlayan toplumlar, hem geçmişine hem geleceğine sahip çıkar. Sofra, bir toplumun aynasıdır; onu ihmal eden, kendini ihmal eder.
Sahip çıkalım soframıza. Çünkü her tabakta bir miras, her lokmada bir gelecek saklıdır. Sofra bozulursa sadece yemek kaybolmaz; karakter, hafıza ve kimlik de kaybolur.

YORUMLAR