Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ömer Adil Atasoy
Ömer Adil Atasoy

Hilal ve Hira

“Hilal” ve “Hira”, Türkiye toplumunda Milli ve İslami duygularımızı harekete geçiren ve  özel çağrışımlar yapan iki güzel kelime. Bu anlamlı iki kelimenin göze çarpar bir biçimde  öne çıktığı iki müessif olay; basın,  görsel ve sosyal  medya aracılığı ile kamuoyuna yansımış bulunuyor.

Ülkemizde bir hafta gibi kısa bir zaman aralığında birbirine çok benzeyen iki müessif olay yaşandı. Bu iki farklı olayda kaybettiğimiz kurbanların benzerlikleri ilgi çekecek kadar çok fazla. Müessif olaya karışan kurbanların cinsiyetleri, yaşları, isimleri, medya aracılığı ile dolaylı olarak öğrendiğimiz aile yapıları, yaşam tarzları arkadaş çevreleri  önemli benzerlikler gösteriyor.

Boğaziçi Üniversitesindeki bir öğrenci kafeteryasında servis elemanı olarak  çalışan “Hilal” kızımız henüz 15 yaşında. Bir işi olup olmadığını bilemediğimiz “Hira” ise 16 yaşında. Her ikisi de hayatlarının en güzel çağında, geleceğe hazırlanan genç yaştaki kızlarımız.  Yaşlarının bir birine çok yakın olması, benzer toplumsal şartlarda ve eğitim seviyesinde olduklarını bize gösteriyor.

Her iki genç yavrumuzun benzer yönlerinden biri de  isimleri. Aileleri birine “Hilal”, diğerine ise “Hira” ismini vermişler. Belli ki her iki kızımızın da aileleri, mütedeyyin bir aile yapısı gösteriyorlar.  Göz bebekleri kızlarına seçerek verdikleri isimler, kendileri bakımından,  sembolik olarak gelecek için  bir niyet ve arzuyu ifade ediyor. Sevgili  evlatlarının,  Milli ve İslami değer ve inançların hayat bulup yeniden yükselmesini arzu ettikleri bir ortamda yaşamalarını temenni  ettiklerini  ortaya koyuyor.  Çocuklarının aile içinde  ve okulda alacakları eğitimle  önem verdikleri Milli, İnsani değerleri öğrenmeleri ve  içselleştirilmesi suretiyle, davranışlarının  güncel hayatta umulan ve  beklenen  güzel ahlaki davranışlar şekline dönüşmesi,  gelecekte iyi ve yararlı insanlar olmaları beklentisi  içinde bulunduklarını her Ana-Baba gibi düşünebiliriz.

Her iki kurban kızımız da İstanbul gibi çok karmaşık, çeşitli ve farklı yaşam biçimlerinin serbestçs sergilenip yaşandığı bir mega büyükşehir ortamında yaşayıp büyüdükleri ve genç kız haline geldikleri   söylenebilir.

Zamnımız bakımından, çok etkin bir etkileşim aracı olan ve sınır tanımayan  görsel medya, sinema ve çeşitli mecralarda yayınlanma imkanı bulan diziler, sanatsal ve kültürel etkinlik ve kontrol  edilemeyen  sosyal medya aracılığı ile sergilenen marjinal davranış ve yaşam biçimlerinin etkilerine maruz kaldıkları ret edilemez bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.

Katıldıkları   mecralarda kendilerine sunulan denetimsiz  oyun ve görsellerden ve bu mecralarda sergilenen  ortam ve  yaşam tarzından etkilenmektedirler. Sosyal medyada serbestçe boy gösteren ve “Fenomen” denilen kişiler,  gençler için adeta  bir “kanaat önderi” durumuna gelmiş bulunuyor. Yetişme çağındaki gençlerimiz bu tür kişilerin yaşam tarzı  ve yönlendirmelerinin etkisi altında kalabilmektedirler.

Topluma yönelik sanatsal ve kültürel gösterilerde ve her türklü etkinlikte ve özellikle sosyal medya ortamlarında Anayasamız ve Kanunlarımızda “Genel Ahlakın Korunması” na dair konulmuş hükümlerin uygulanması adeta unutulmuş durumda. Bireysel özgürlükler kampanyaları, kişinin dokunulmazlığı ve bireysel haklar ve yaşam tarzı özgürlüğüne  saygı gibi öne çıkan birkısım anlayışlar  hoşgörü ve toplumun korunması sınırlarını aşan bir boyut kazanmış bulunuyor.

Bugün için ailelerin, müşterek ev hayatı ve günlük yaşam ortamı dışında aile bireyleri ve ergenlik yaşına gelmiş kız ve erkek  çocukları üzerindeki terbiye ve gözetim  yetki ve etkileri büyük ölçüde kalkmış, kaybedilmiş  gibidir.

Sosyal medya bağımlılığı ve gereğince denetlenemeyen medyanın çocuklarımız üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesine çok acil ihtiyaç duyulduğu görülmektedir.  Çocuklarımızın çeşitli medya  ve kontrol edilemez ortamlar aracılığı ile edindikleri arkadaş çevresinin yönlendirici etkileri; bazan bir baskı unsuru olarak ortaya çıkan grup davranışlarına, ortamlarına ve ritüellerine katılma zorunluluğu bir başkalaşımı, metamorfozu, istenmeyen birdeğişimi doğurmakta ve çocuklarımızın genel kabul gören toplumsal ve ailevi değerlerden uzaklaşmasını çok daha kolay hale getirmektedir.

Gençler arasındaki arkadaşlık ilişkilerinde birinci derecede ortaya çıkan duygusal yakınlaşma, genç kız ve erkek arasındaki flört ilişkisinin yanlış anlaşılması sonucu ortaya çıkan erken cinsellik, geleneksel erkeklik davranışının bozulması şeklinde ortaya çıkan kıskançlık ve zorbalık ile bireysel özgürlük arasında ortaya çıkan çatışma ve anlaşmazlıklar, ergen gencin  dengesi bozulmuş  ruh hali ile birleşince şiddete dönüşebiliyor. Şiddet, ergen gencin cinsiyetine  göre daha çok muhatabına, bazan da kendisine ve çevresine  zarar vermeye, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabiliyor.

Yazımızı sonlandırırken, Anayasamızın farklı birçok maddesinde özel durumlarla ilgili olarak “Genel Ahlaka Aykırılık” durumu, “Temel Hakların Sınırlandırılması” bakımından haklı ve geçerli bir sebep sayıldığı gibi; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. Bölümünde “Genel Ahlaka Karşı Suçlar” Başlığı altında düzenlenmiş bulunuyor.

Ceza Kanunumuzun yürülüğe girmesinden bu yana geçen süre içinde teknoloji, toplumsal yaşam ve toplumun ve bireyin korunması konusundaki ihtiyaçlar önemli ölçüde değişmiş bulunmaktadır. Ülkemizde 2026 Yılı “Aile Yılı” olarak ilan edilmiş bulunuyor. Ailenin  her bakımdan korunması ve geliştirilmesi önem arzetmektedir. Özellikle ve öncelikle bu  “Özel Yılda”, aile ortamında yetişen geleceğimizin teminatı çocuklarımızın, gözümüzün önünde değerlerine yabancılaşmadan ve bir başkalaşıma uğramadan; sağlıklı, kendilerine, ailesine ve topluma yararlı bireyler olarak hayata kazandırılmaları birinci öncelik taşımaktadır.

*Prof. Dr. Ömer Adil Atasoy, Hukukçu Akademisyen.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER

ÖNE ÇIKANLAR