AJWA Cappadocia’nın mutfağı, yüzlerce yıl boyunca Anadolu’da yaşamış medeniyetlerden kalma mutfak eşyalarıyla tasarlanmış durumda. Ayrıca bünyesinde yer alan Türk Kahvesi ve Porselen müzeleri de görülmeye değer koleksiyonlarıyla dikkat çekiyor.

“Ne yersen osun” sözü yeme içme kültürünün birey ve toplum üzerindeki etkisini özetler. Tüketilen yiyecek ve içecekler kadar, bu gıdaların nasıl pişirildiği, hangi araç-gereçlerle sunulduğu ve hangi sofralarda tüketildiği de kültürel bir yansıma olarak görülür. Sofra kültürü, sadece bireylerin değil toplumların da kimliğine ışık tutar. Antik çağlara uzanan medeniyetlerde, mutfak eşyaları o dönemin yaşam tarzını ve gelişmişlik seviyesini gösteren en önemli ipuçlarını taşır.

KAHVE VE PORSELEN KÜLTÜRÜ MÜZEDE BULUŞTU
Bugünkü mutfak kültürümüzde Osmanlı’dan miras kalan pek çok unsur bulunuyor. Yemek pişirme tekniklerinden kullanılan mutfak aletlerine kadar birçok gelenek geçmişten bugüne taşınmış durumda. Özellikle Osmanlı’dan dünyaya yayılan kahve kültürü, bugün dünyanın en çok tüketilen içeceklerinden biri haline geldi. Geçtiğimiz günlerde Kapadokya’da açılan Kahve ve Porselen Müzeleri bu kültürün izlerini keşfetmek için ziyaretçilerini bekliyor.
Azerbaycanlı bir iş insanı tarafından, Kapadokya’nın tarihi Mustafapaşa Köyü’nde inşa edilen AJWA Cappadocia, adeta bir otelden çok müzeyi andırıyor. Duvarları antik mutfak eşyalarıyla süslenen otel, dünyanın farklı bölgelerinden özenle toplanmış el yapımı porselenlerin sergilendiği koleksiyonlarıyla da öne çıkıyor.

LÜKS OTELİN ÖTESİNDE ÇOK KATMANLI BİR DENEYİM
12 Group Şirketler Grubu tarafından hayata geçirilen AJWA Cappadocia, bölgenin kültürel mirasına saygılı mimarisi, taş yapıları, Türk el sanatlarıyla işlenmiş iç mekânları ve doğayla uyumlu yaşam alanlarıyla fark yaratıyor. 90 dönümlük bir araziye yayılan tesis; at çiftliği, yürüyüş parkurları, doğa temelli çocuk atölyeleri gibi pek çok farklı etkinlik sunuyor. Uluslararası ödüllerle tanınan hizmet anlayışıyla AJWA Cappadocia, misafirlerine fiziksel ve zihinsel arınma sağlayan benzersiz bir deneyim yaşatıyor.

HEDEF: BÖLGESEL KALKINMAYA KALICI KATKI
AJWA Cappadocia Genel Müdürü Doruk Aktoprak, otelin yalnızca turizm değil, bölgesel kalkınma açısından da stratejik bir model sunduğuna dikkat çekiyor ve şunları söylüyor:
“Kapadokya gibi dünya mirası niteliğindeki bir bölgede gerçekleştirdiğimiz bu proje, sadece konaklama değil; bölgesel kalkınma, kültürel sürdürülebilirlik ve deneyim turizmi için uzun vadeli bir model sunuyor. Özenle planlanan güçlü bir yatırımla, yalnızca fiziksel bir yapı değil, yerel ekonomiyle bütünleşen, sürdürülebilir istihdam yaratan ve bölgeye kültürel değer katan bir sistem kurduk. Tesisin bazı bölümlerinde hâlen devam eden çalışmalarla bu yapıyı daha da geliştiriyor, uzun soluklu bir vizyonla ilerliyoruz. AJWA Cappadocia, sadece bölgede değil, dünyada da benzeri olmayan bir özgünlükte; türünün tek örneği bir konaklama, bedensel ve ruhsal arınma deneyimi sunuyor. 12 Group Şirketler Grubu olarak turizmi tek yönlü değil, çok katmanlı bir değer üretimi olarak ele alıyoruz. Bu modelde mimari, gastronomi, doğa ve kültür; ekonomik dönüşümün bir parçası haline geliyor. Ajwa markasıyla, hem Türkiye’nin lüks turizm vizyonuna hem de bölgesel kalkınmaya kalıcı katkı sağlamayı hedefliyoruz.”

ÜNLÜ ŞEF RECEP İNCECİK YÖNETİMİNDE LEZZETLER: HER TARİFTE TARİH VAR
AJWA Cappadocia, gastronomi anlayışında da yalnızca lezzeti değil, kültürel bir belleği ve estetik sunumu öne çıkarıyor. Şef Recep İncecik’in liderliğinde hazırlanan Zeferan Restaurant menüsü, Azerbaycan, Osmanlı ve Türk mutfaklarını rafine dokunuşlarla yeniden yorumluyor. İncecik şu değerlendirmeyi yapıyor: “Her tarifte tarih var. Azerbaycan, Osmanlı ve Selçuklu mutfağını çağdaş bir yaklaşımla yorumlarken, misafirlere sadece bir lezzet değil, bir hafıza sunmayı amaçlıyoruz. Menü kurgumuzu oluştururken bölgenin yerel üreticilerinden tedarik ettiğimiz mevsimlik ürünleri kullanıyor, geleneksel tarifleri rafine tekniklerle yeniden yorumluyoruz. Sadece yerli misafire değil, uluslararası damak zevkine de hitap eden bu yaklaşım içindeyiz.”
YEMEKLERDEKİ GİBİ MUTFAK EŞYALARINDA DA EL İŞÇİLİĞİ VAR
Osmanlı yemek kültürü Türk mutfağının temelini oluşturur. Ayrıca bugünkü sofra kültürümüzde de önemli bir yeri vardır. Bugün otelin antik eşyalardan oluşan mutfağında çıkılan zaman yolculuğunu sadece tatlarla değil eşyalarla da sağlamaya çalıştıklarını söyleyen şef Recep İncecik şu bilgileri veriyor: “ Osmanlı mutfağına özgü eşyalar genellikle el işçiliği ile yapılmış ve sanat eseri niteliği taşımaktadır. Bu özel parçalar, yemeklerin hazırlanması, sunumu ve servisi için kullanılmıştır. Mutfak eşyaları genellikle madeni malzemeden yapılmış ve çeşitli bezemelerle zenginleştirilmiştir. Bu bezemeler, farklı teknik ve motiflerle yapılmış, üretildiği dönem ve yerin özelliklerini yansıtmaktadır. El sanatı eserlerinde bezemeler, estetik bir değer kazandırmış ve farklı tekniklerle, motif ve kompozisyonlarla zenginleştirilerek güzel bir görünüm sağlamıştır. El işçiliğiyle yapılan bezemeler, işlevsel bir araçtan sanatsal bir esere dönüşmektedir. Bitkisel ve geometrik bezemeler, hayvan ve insan figürleri gibi çeşitli motifler kullanılmış ve Osmanlı sanatının özelliklerini yansıtmıştır. Sosyal statü ve zenginlik göstergesi olarak saray ve zengin ailelerin mutfak eşyalarında da kullanılmıştır. Zeferan Restaurant’ta, Osmanlı dönemine ait çok değerli mutfak eşyaları bulunmaktadır. Restaurantımızın dekorasyonu yapılırken bu mutfak eşyaları esas alınarak dekore edilmiştir.”
