<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık &#8211; Haber Pota &#8211; Güncel Son Dakika Haberleri</title>
	<atom:link href="https://haberpota.com/kategori/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://haberpota.com</link>
	<description>Türkiye&#039;den Son Dakika Güncel Haberler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 Jun 2026 18:26:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://haberpota.com/wp-content/uploads/2025/06/Hpfav-150x150.png</url>
	<title>Sağlık &#8211; Haber Pota &#8211; Güncel Son Dakika Haberleri</title>
	<link>https://haberpota.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kene vakaları yağışla orantılı mı? Bir ayda keneden 5 ölüm</title>
		<link>https://haberpota.com/kene-vakalari-yagisla-orantili-mi-bir-ayda-keneden-5-olum/</link>
					<comments>https://haberpota.com/kene-vakalari-yagisla-orantili-mi-bir-ayda-keneden-5-olum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 18:26:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=28475</guid>

					<description><![CDATA[Sivas'ta son bir ayda kene ısırması nedeniyle 5 kişi hayatını kaybederken bazı hastaların ise tedavisi sürüyor. Uzmanlar, bu yıl fazla yağışlardan dolayı vakalarda da bir artış olabileceğini söylüyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p>Yazın gelmesiyle birlikte kene vakaları da sık görülmeye başlandı.</p>
<p>Sivas&#8217;taki tablo ise endişe verici.</p>
<p>Kentte bu yıl Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı şüphesiyle 26 kişi tedavi gördü.</p>
<p>Bunlardan 5&#8217;i bir ay içinde hayatını kaybetti. 9 kişinin tedavisi ise devam ediyor.</p>
<p>Uzmanlar, bu yıl fazla yağışlardan dolayı kene sayısında artış olduğunu, bunun da vakalara yansıyabileceğini söyledi.</p>
<p>Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ömer Tamer Doğan, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Bu yıl fazla yağışlardan dolayı KKKA hastalığında artış olabileceği yönünde bir görüş olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tamer, hastane ve klinik olarak her türlü önlemi aldıklarını vurguladı.</p>
<p>Doğan, &#8220;Bu oran geçen yıllardaki hasta sayısıyla paralel gidiyor. Şu anda ciddi bir artış yok ama önümüzdeki günlerde artış olup olmayacağını göreceğiz.&#8221; dedi.</p>
<p>Doğan, hasta sayısında artma riskine karşı 20 yataklı enfeksiyon kliniğinin yanında 10 yataklı rezerv servisi, anestezi yoğun bakım servisinde ise 4 yoğun bakım odasını hazır tuttuklarını söyledi.</p>
<p>Vatandaşlara otların çok olduğu yerlere gitmemeleri tavsiyesinde bulunan Doğan, &#8220;Gittikleri zaman da pantolonun paçalarını çorapların içine koymalarını, daha kapalı kıyafetler giymelerini ve kenenin fark edilmesini sağlayacak açık renk giysi tercih etmelerini öneriyoruz. Eve geldikten sonra da özelikle koltuk altlarını, kasık bölgelerini, dizin arka kısmındaki yerleri mutlaka kontrol etmelerini tavsiye ediyoruz.&#8221; ifadesini kullandı.</p>
</p>
<p>Kaynak: NTV</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/kene-vakalari-yagisla-orantili-mi-bir-ayda-keneden-5-olum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabah baş ağrısıyla uyanıyorsanız sebebi bu olabilir</title>
		<link>https://haberpota.com/sabah-bas-agrisiyla-uyaniyorsaniz-sebebi-bu-olabilir/</link>
					<comments>https://haberpota.com/sabah-bas-agrisiyla-uyaniyorsaniz-sebebi-bu-olabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sıkma]]></category>
		<category><![CDATA[Fark]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=28176</guid>

					<description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Cenk Durmuşlar, çoğu zaman uyku sırasında fark edilmeden gerçekleştirilen diş sıkmanın, dişlerde aşınma ve çene eklemlerinde ağrıya yol açabileceğini belirtti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Durmuşlar, diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığının çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirterek, sabahları yaşanan baş ağrısının nedeninin diş sıkma eylemi yüzünden olabileceğini aktardı.</p>
</div>
<div>
<p>Durmuşlar, toplumda yaygın görülen ancak çoğu zaman geç fark edilen diş sıkma probleminin yalnızca ağız ve diş sağlığını değil, çene eklemlerini, yüz kaslarını ve yaşam kalitesini de olumsuz etkileyebildiğini kaydetti.</p>
</div>
<div>
<p>Diş sıkma ve gıcırdatmanın tıbbi olarak &#8220;bruksizm&#8221; olarak adlandırıldığını ifade eden Durmuşlar, bu durumun genellikle kişinin farkında olmadan, özellikle uyku sırasında meydana geldiğini belirtti.</p>
</div>
<div>
<p>Birçok kişinin dişlerini sıktığını ancak sabah ortaya çıkan belirtiler sayesinde fark edebildiğini aktaran Durmuşlar, &#8220;Sabah baş ağrısıyla uyanıyorsanız nedeni diş sıkma olabilir. Bunun yanında çene yorgunluğu, yüz kaslarında ağrı, dişlerde hassasiyet ve kulak çevresinde rahatsızlık hissi de önemli belirtiler arasında yer alıyor.&#8221; bilgisini verdi.</p>
</div>
<div>
<p>Bruksizmin zamanla dişlerde aşınma, çatlak ve kırıklara neden olabileceğini vurgulayan Durmuşlar, sürekli uygulanan baskının çene eklemleri üzerinde de ciddi yük oluşturduğunu kaydetti.</p>
</div>
<div>
<p>Durmuşlar, &#8220;Tedavi edilmeyen diş sıkma alışkanlığı, çene ekleminde ağrıya, ağız açmada zorluklara ve çiğneme fonksiyonlarında bozulmalara yol açabiliyor. Bazı hastalarda kronikleşen baş ağrılarının altında da bu problem yatabiliyor.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
</div>
<div>
<p>Diş sıkmanın ortaya çıkmasında birçok faktörün etkili olabildiğini belirten Durmuşlar, özellikle yoğun stres ve kaygının önemli tetikleyiciler arasında bulunduğunu vurguladı.</p>
</div>
<div>
<p>Modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, uyku düzensizlikleri ve psikolojik baskının diş sıkma vakalarının artmasına neden olabildiğini ifade eden Durmuşlar, bu nedenle yalnızca dişlerin değil, yaşam alışkanlıklarının da değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.</p>
</div>
<div>
<p>Tedavinin kişiye özel planlandığını belirten Durmuşlar, erken dönemde alınacak önlemlerin kalıcı hasarların önüne geçebileceğini kaydetti.</p>
</div>
<div>
<p>Gece plaklarının dişler üzerindeki baskıyı azaltarak aşınmaları önlemeye yardımcı olduğunu ifade eden Durmuşlar, gerekli durumlarda stres yönetimi ve farklı uzmanlık alanlarının desteğinin de tedavi sürecine dahil edilebildiğini vurguladı.</p>
</div>
<div>
<p>Son yıllarda diş sıkma şikayeti bulunan bazı hastalarda &#8220;masseter botoksu&#8221; uygulamasının da tedavi seçenekleri arasında değerlendirilebildiğini belirten Durmuşlar, bu yöntemin çiğneme kaslarının aşırı kuvvetle çalışmasını azaltmaya yardımcı olabildiğini aktardı.</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/sabah-bas-agrisiyla-uyaniyorsaniz-sebebi-bu-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikologlar Açıkladı: İnsanların İsimlerini Sürekli Unutan Kişilerin 5 Önemli Özelliği</title>
		<link>https://haberpota.com/psikologlar-acikladi-insanlarin-isimlerini-surekli-unutan-kisilerin-5-onemli-ozelligi/</link>
					<comments>https://haberpota.com/psikologlar-acikladi-insanlarin-isimlerini-surekli-unutan-kisilerin-5-onemli-ozelligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İsim]]></category>
		<category><![CDATA[Yük]]></category>
		<category><![CDATA[Zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=28114</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal ortamlarda ya da iş toplantılarında sıkça karşılaşılan tanışma anından hemen sonra isim unutma durumu, bireyler arasında genellikle bir mahcubiyet kaynağı olarak görülüyor. İlk anda dile getirilen ismin hafızada yer etmemesi, ilgisizlik veya ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Sosyal ortamlarda ya da iş toplantılarında sıkça karşılaşılan tanışma anından hemen sonra isim unutma durumu, bireyler arasında genellikle bir mahcubiyet kaynağı olarak görülüyor. İlk anda dile getirilen ismin hafızada yer etmemesi, ilgisizlik veya odaklanma sorunu şeklinde yorumlansa da bilişsel psikoloji alanında yapılan araştırmalar konuya farklı bir açıklama getiriyor. Uzmanlar, bu durumun bir saygısızlık olmadığını, aksine beynin diyalog esnasında formaliteler yerine kurulan bağa ve sohbetin içeriğine öncelik vermesinden kaynaklandığını belirtiyor.</p>
<p>Detaylar &#x1f447;</p>
</div>
<p> <span><span>Kaynak:</span> https://www.clarin.com/estados-unidos&#8230;</span></div>
<p><b>İnsan zihni, dışarıdan gelen her veriyi aynı düzeyde ve yoğunlukta kaydetmiyor.</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/psikologlar-acikladi-insanlarin-isimlerini-surekli-unutan-kisilerin-5-onemli-ozelligi-0-HxhTEXKJ.jpg"/> </div>
</div>
<p>İletişim sırasında duygu tonu, aktarılan düşünceler ve karşılıklı enerji ön plana çıkarken, tanışma anında yalnızca bir kez telaffuz edilen isimler bu yoğun işlem sürecinde arka planda kalabiliyor. <em>Psychology Today</em> bünyesinde yayımlanan incelemeler, isimleri hafızada tutmakta zorlanan kişilerin aslında o anki etkileşime en yüksek seviyede katılım sağladığını ortaya koyuyor.</p>
</figure>
<p><b>Psikoloji dünyası, bu seçici hafıza yapısının altında yatan dinamikleri beş temel başlık altında inceliyor:</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/psikologlar-acikladi-insanlarin-isimlerini-surekli-unutan-kisilerin-5-onemli-ozelligi-1-gWQmfFhm.jpg"/> </div>
</div>
<p><b><strong>1. Süreçte duygusal bağ kurma arzusu bilgilerin önüne geçiyor</strong></b></p>
<p>Bu zihinsel eğilime sahip bireyler muhataplarının ne hissettiğine, ses tonundaki değişimlere ve jestlere yoğunlaşıyor. Hafıza, kurulan etkileşimin duygusal boyutunu birinci sıraya koyarken, yalın bir veri niteliği taşıyan isim bilgisini işlem dışı bırakıyor.</p>
<p><b><strong>2. Sohbetin içeriğine odaklanmak teknik detayların kaybolmasına yol açıyor</strong></b></p>
<p>İletişimi yüzeysel bir alışkanlıkla sürdürmeyen bireyler, konunun akışına tamamen dahil oluyor. Bu yüksek konsantrasyon düzeyi, zihnin o anki fikir alışverişi için hayati görmediği isim gibi detayları hafıza havuzunun dışına itmesiyle sonuçlanıyor.</p>
<p><b><strong>3. Doğrusal olmayan çağrışımsal düşünce yapısı isimleri konumlandırmakta zorlanıyor</strong></b></p>
<p>Kavramlar, deneyimler ve hikayeler arasında bağlar kurarak çalışan zihin yapısı, duygusal bir yük barındırmayan kuru isimleri kalıcı hale getirmekte güçlük çekiyor. Fikirler ve yaşanmışlıklar hafızada daha kolay yer buluyor.</p>
<p><b><strong>4. Günlük hayatın getirdiği zihinsel yük işler belleği kısıtlıyor</strong></b></p>
<p>Yoğun gündem ve sorumluluklar sebebiyle sınırları zorlanan işler bellek, hayati önem taşımayan bilgileri eliyor. Zihin aşırı yüklendiğinde, sadece diyalog için birincil öneme sahip unsurları muhafaza etmeyi seçiyor.</p>
<p><b><strong>5. İlgi odağının seçici olması sadece anlam ifade eden unsurları saklıyor</strong></b></p>
<p>Dikkat mekanizması, ancak zihinsel bir uyarım veya belirgin bir anlam bulduğunda tam kapasite çalışıyor. Bir hikayeyle ya da karakteristik bir özellikle eşleştirilmeyen isimler unutulurken, sohbete dair izlenimler geçerliliğini koruyor.</p>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/psikologlar-acikladi-insanlarin-isimlerini-surekli-unutan-kisilerin-5-onemli-ozelligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Hekimleri Açıkladı: Dişleri Beyazlatmak İçin Bu İki Sebzeyi Çiğneyin</title>
		<link>https://haberpota.com/dis-hekimleri-acikladi-disleri-beyazlatmak-icin-bu-iki-sebzeyi-cigneyin/</link>
					<comments>https://haberpota.com/dis-hekimleri-acikladi-disleri-beyazlatmak-icin-bu-iki-sebzeyi-cigneyin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 02:12:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Leke]]></category>
		<category><![CDATA[Renk]]></category>
		<category><![CDATA[Temiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=27713</guid>

					<description><![CDATA[Göz kamaştıran, inci gibi dişlere sahip olmak modern dünyanın en büyük takıntılarından biri haline geldi. Yapılan araştırmalar, insanların neredeyse yarısının (%42) kusursuz bir beyazlığı diğer tüm ağız sağlığı kriterlerinin önüne koyduğunu ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Göz kamaştıran, inci gibi dişlere sahip olmak modern dünyanın en büyük takıntılarından biri haline geldi. Yapılan araştırmalar, insanların neredeyse yarısının (%42) kusursuz bir beyazlığı diğer tüm ağız sağlığı kriterlerinin önüne koyduğunu gösteriyor. Süpermarket rafları &#8216;beyazlatıcı&#8217; vaatlerle dolu diş macunlarıyla dolup taşarken, uzmanlar pahalı tedavilere yönelmeden önce çok daha doğal ve masrafsız bir yönteme dikkat çekiyor: Doğru beslenme ve basit mutfak alışkanlıkları.</p>
<p>Diş Hekimi Toby Hancock, dişlerdeki renk değişiminin şifrelerini çözerken, lekeleri önlemenin ve beyazlığı korumanın yolunun aslında tabağımızdan geçtiğini belirtiyor.</p>
</div></div>
<p><b>Dişlerdeki renk kaybı temelde ikiye ayrılıyor:</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/dis-hekimleri-acikladi-disleri-beyazlatmak-icin-bu-iki-sebzeyi-cigneyin-0-CK41Zlzl.jpg"/> </div>
</div>
<ul>
<li>
<p><strong>İçsel Lekeler:</strong> Genetik rahatsızlıklar (amelogenesis imperfecta gibi) veya kullanılan ilaçlar nedeniyle dişin iç yapısından kaynaklanan renk değişimleri.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Dışsal Lekeler:</strong> Tamamen yaşam tarzımızla ilgili olan; sigara kullanımı, yetersiz ağız hijyeni ve tükettiğimiz besinlerden kaynaklanan yüzey lekeleri.</p>
</li>
</ul>
<p>Porselen bir tabak ile diş minesinin mikro yapısı birbirine çok benzer. Dolayısıyla mutfakta temizlemekte zorlandığınız her yemek, dişleriniz için de birer tehlikedir.</p>
</figure>
<p><b>En büyük suçluların başında tanen içeren kırmızı şarap, çay ve özellikle diş yüzeyine sıkıca tutunan espresso geliyor.</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/dis-hekimleri-acikladi-disleri-beyazlatmak-icin-bu-iki-sebzeyi-cigneyin-1-qLG8mQZq.jpg"/> </div>
</div>
<p>Bunun yanı sıra cola gibi renklendirilmiş içecekler, pancar, balzamik sirke, koyu renkli meyveler, domates ve soya sosu da güçlü pigmentleri nedeniyle dişlerin beyazlığını gölgeliyor. Baharatlar arasında ise en agresif leke bırakıcı olarak zerdeçal öne çıkıyor.</p>
<p>Yemeklerden hemen sonra diş fırçalamak en ideal çözüm olsa da, dışarıdayken bu her zaman mümkün olmuyor. Diş Hekimi Hancock, bu durumlarda hayat kurtaracak bazı gıda tüyları veriyor:</p>
<ul>
<li>
<p><strong>Doğal Zımparalar:</strong> Çiğ havuç veya kereviz sapı gibi sert yiyecekleri ısırmak, diş yüzeyindeki plağı adeta kazıyarak temizler.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Peynir Kalkanı:</strong> Diş izinizin çıkacağı sert peynirler diş temizliğinde harika iş çıkarır. Ancak eriyen, yapışkan peynirlerden uzak durmalısınız; çünkü bunlar temizlemek yerine dişinize yapışır.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Meyve Uyarısı:</strong> Sağlıklı olsalar da asitli meyveleri tüketirken dikkatli olunmalıdır. Asit, dişin koruyucu dış tabakasına zarar vererek lekelenmeyi daha da kolaylaştırabilir.</p>
</li>
</ul>
</figure>
<p><b>Diş hekimlerine göre pürüzsüz ve iyi cilalanmış bir çay fincanı nasıl leke tutmuyorsa, temiz ve bakımlı bir diş minesi de lekeleri o kadar zor tutar.</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/dis-hekimleri-acikladi-disleri-beyazlatmak-icin-bu-iki-sebzeyi-cigneyin-2-Xi4Kddfu.jpg"/> </div>
</div>
<p>İşte gülüşünüzü koruyacak, uygulaması kolay ve masrafsız alışkanlıklar:</p>
<ul>
<li>
<p>Kahve veya çay keyfiniz biter bitmez ağzınızı hemen suyla çalkalamayı alışkanlık haline getirin.</p>
</li>
<li>
<p>Koyu renkli soğuk içecekleri dişlerinize temas ettirmeden tüketmek için pipet tercih edin.</p>
</li>
<li>
<p>Çay ve kahvenize süt eklemek, leke yapıcı etkilerini hafifletir.</p>
</li>
<li>
<p>Kırmızı şarap içtiğiniz bir akşamı, bir kadeh beyaz şarapla sonlandırın. Beyaz şaraptaki asitler, kırmızı şarabın bıraktığı lekeleri çözmeye yardımcı olacaktır.</p>
</li>
</ul>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/dis-hekimleri-acikladi-disleri-beyazlatmak-icin-bu-iki-sebzeyi-cigneyin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri tedavisinde umut veren gelişme: Yeni geliştirilen DNA testi ile gereksiz kemoterapi bitebilir</title>
		<link>https://haberpota.com/meme-kanseri-tedavisinde-umut-veren-gelisme-yeni-gelistirilen-dna-testi-ile-gereksiz-kemoterapi-bitebilir/</link>
					<comments>https://haberpota.com/meme-kanseri-tedavisinde-umut-veren-gelisme-yeni-gelistirilen-dna-testi-ile-gereksiz-kemoterapi-bitebilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:36:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Testi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=27199</guid>

					<description><![CDATA[İngiltere merkezli bilim adamları tarafından geliştirilen yeni DNA testinin, meme kanseri hastalarından hangilerinin kemoterapiden fayda görmeyeceğini önceden belirleyebileceği açıklandı. Binlerce hasta üzerinde yürütülen çalışmada, katılımcıların 3’te 2’sinden fazlasının kemoterapiye ihtiyaç duymadan yalnızca hormon tedavisiyle başarılı şekilde tedavi edildiği bildirildi. Uzmanlar, testin milyonlarca hastayı kemoterapinin ağır yan etkilerinden koruyabileceğini belirtti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>İngiltere merkezli University College London (UCL) öncülüğünde yürütülen bir çalışma kapsamında geliştirilen yeni bir DNA testinin, kemoterapiden fayda görmeyecek meme kanseri hastalarını önceden tespit ederek milyonlarca kişinin gereksiz kemoterapi tedavisi almasını önleyebileceği belirtildi.</p>
</div>
<div>
<p><b></p>
<div>
<div><span>Yan etkilere yol açan kemoterapi tarihe karışabilir</span></div>
</div>
<p></b></p>
</div>
<div>
<p>Bilim adamları, kanser tedavisinde yorgunluk, mide bulantısı, saç dökülmesi, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve doğurganlık sorunları gibi yan etkilere yol açabilen kemoterapi tedavisinden hangi hastaların fayda sağlayacağını belirlemeye yardımcı olacak yeni bir DNA testi geliştiriyor. İngiltere merkezli University College London (UCL) öncülüğünde yürütülen uluslararası çalışma kapsamında geliştirilen test sayesinde, milyonlarca meme kanseri hastasının gereksiz yere kemoterapi görmesinin önüne geçilebileceği düşünülüyor.</p>
</div>
<div>
<p><b></p>
<div>
<div><span>Katılımcıların 3’te 2’sinden fazlası kemoterapi olmadan tedavi edildi</span></div>
</div>
<p></b></p>
</div>
<div>
<p>Çalışma, testin uygulandığı katılımcıların 3’te 2’sinden fazlasının kemoterapinin yan etkilerinden korunabileceğini ve yalnızca hormon tedavisi ile tedavi edilebileceğini gösterdi.</p>
</div>
<div>
<p>İngiltere, Norveç, İsveç, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tayland’da yeni teşhis konmuş 40 yaş üzerindeki 4 bin 429 hastanın katıldığı çalışmada bilim adamları, meme kanseri büyümesinde rol oynayan 50 genin aktivitesini ölçmek ve hastalığın yeniden nüksetme riskini hesaplamak için &#8220;Prosigna&#8221; adlı bir gen testi kullandı.</p>
</div>
<div>
<p>Katılımcıların 3’te 2’sinden fazlasını oluşturan ve test sonucunda düşük risk puanı alan hastalara kemoterapi uygulanmadı. Bu grubun 5 yıllık sağ kalma oranı yüzde 93,7 olarak ölçüldü. Tedavileri çerçevesinde kemoterapi alan hastalarda ise bu oran yüzde 94,9 oldu.</p>
</div>
<div>
<p><b></p>
<div>
<div><span>Kemoterapiden çekinen bir kadın test sonrasında hormon tedavisiyle kanseri yendi</span></div>
</div>
<p></b></p>
</div>
<div>
<p>Prosigna testi sayesinde kemoterapi almadan tedavi olan 64 yaşındaki Karen Bonham, İngiliz basınına yaptığı açıklamada kendisine 2017 yılında kanser teşhisi konulduğunu söyledi. Bonham, kemoterapiden korktuğu için ameliyatının ardından Prosigna adlı gen testinin erken evre meme kanseri hastalarından hangilerinin kemoterapi görmeden tedavi edilebileceğinin belirlenmesine ilişkin &#8220;Optima&#8221; adlı denemesine katılmayı kabul ettiğini açıkladı.</p>
</div>
<div>
<p>Bonham, kemoterapiye başlamasına birkaç gün kala hastaneden gelen telefonla &#8220;kemoterapi uygulanmayacak hasta grubuna ayrıldığını&#8221; öğrendiğini söyledi. Bu haberi aldığı an hissettiklerini anlatan Bonham, &#8220;İlk hissi nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Büyük bir rahatlamaydı&#8221; dedi.</p>
</div>
<div>
<p>Kemoterapi yerine 8 yıl boyunca radyoterapi ve hormon tedavisi gören Bonham, &#8220;Kanser teşhisi ve tedavisi şok edici olabiliyor. Bu durum, sizi belirsizliklerle dolu bir dünyanın içine itiyor. Hayattaki öncelikleriniz yeniden şekilleniyor ve tek istediğiniz hayatta kalmak oluyor&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
</div>
<div>
<p>İngiliz basınında yer alan haberlerde 64 yaşındaki bir emekli olan ve Galler’in başkenti Cardiff’te yaşayan Bonham’ın kanserden tamamen kurtulduğu, sağlıklı olduğu ve hastalığın nüksettiğine ilişkin hiçbir belirti olmadığı kaydedildi.</p>
</div>
<div>
<p>Teşhisin üzerinden yaklaşık 9 yıl geçtiğini söyleyen Bonham, &#8220;Yürüyüş yapıyorum, yoga yapmaktan keyif alıyorum ve iyi bir yaşam sürüyorum. Emeklilik zamanlamasını kendim seçebildim ve şimdi aktif bir emekliliğin tadını çıkarıyorum. Optima çalışması, bunda belirleyici bir rol oynadı&#8221; dedi.</p>
</div>
<div>
<p><b></p>
<div>
<div><span>&#8220;Sonuçlar, kişiselleştirilmiş bir tedaviye doğru atılmış önemli bir adımı temsil ediyor&#8221;</span></div>
</div>
<p></b></p>
</div>
<div>
<p>Çalışmaya başkanlık eden UCL Kanser Enstitüsü Meme Onkolojisi Profesörü Rob Stein, &#8220;Ulaşılan sonuçlar, daha kişiselleştirilmiş bir tedaviye doğru atılmış önemli ve kayda değer bir adımı temsil ediyor&#8221; dedi.</p>
</div>
<div>
<p>UCL’ye göre çalışmanın sonuçları sayesinde İngiltere’deki kamu sağlık sistemi dahilinde yılda 5 binden fazla hastanın gereksiz yere kemoterapi almasının önüne geçilebileceği tahmin ediliyor. UCL’ye göre sonuçların 40 yaş altındakiler için geçerli olup olmadığı henüz bilinmiyor ve bu konuda sonuç alınması için birkaç yıl daha gerekiyor.</p>
</div>
<div>
<p>Çalışma sonucunda elde edilen sonuçlar, ABD’nin Chicago kentinde düzenlenmekte olan dünyanın en büyük kanser konferansı Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin (ASCO) yıllık toplantısında sunulacak.</p>
</div>
<div>
<p><b></p>
<div>
<div><span>Prosigna gen testi</span></div>
</div>
<p></b></p>
</div>
<div>
<p>Prosigna gen testi, hastalardan alınan tümör dokusundaki belirli 50 genin aktivitesini analiz ederek kanserin moleküler alt tipini belirliyor ve kemoterapinin gerekli olup olmadığını belirleme konusunda doktorlara yardımcı olmak için hastalığın tekrarlama risk puanını hesaplıyor.</p>
</div>
<div>
<p>Çalışma sayesinde, birçok hastanın kemoterapinin fiziksel ve duygusal yükünden ve ayrıca muhtemel uzun vadeli yan etkilerinden korunabileceği öngörülüyor.</p>
</div>
<div>
<p><b></p>
<div>
<div><span>Meme kanserindeki temel tedavi yöntemleri</span></div>
</div>
<p></b></p>
</div>
<div>
<p>Meme kanserinde temel tedavi yöntemi olarak, tümörlerin çıkarılmasına yönelik cerrahi müdahale benimseniyor. Hastalığın yeniden ortaya çıkma riskini azaltmak amacıyla ise çoğu zaman kemoterapi öneriliyor.</p>
</div>
<div>
<p>Kemoterapi ayrıca, yakındaki lenf düğümlerine yayılmış erken evre meme kanseri hastalarına da düzenli bir şekilde uygulanıyor.</p>
</div>
<div>
<p>Uzmanlar, ağır yan etkileri olan kemoterapinin en yaygın meme kanseri türüne sahip bazı hastalar için çok az fayda sağladığına işaret ediyor.</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/meme-kanseri-tedavisinde-umut-veren-gelisme-yeni-gelistirilen-dna-testi-ile-gereksiz-kemoterapi-bitebilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanından çocuklara &#8216;erken yaşta sorumluluk&#8217; verilmesi önerisi</title>
		<link>https://haberpota.com/uzmanindan-cocuklara-erken-yasta-sorumluluk-verilmesi-onerisi/</link>
					<comments>https://haberpota.com/uzmanindan-cocuklara-erken-yasta-sorumluluk-verilmesi-onerisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Atlı]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=27196</guid>

					<description><![CDATA[Diyarbakır'da Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Atlı, "Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30'lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz." dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Prof. Dr. Abdullah Atlı, AA muhabirine, Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen ve sonuçları geçen yıl kamuoyuyla paylaşılan çalışmada, insan beyninin yaşam boyunca beş gelişim evresinden geçtiğinin ve 9 ile 32 yaş arasının &#8220;ergenlik dönemi&#8221; olarak tanımlandığının ortaya konulduğunu söyledi.</p>
</div>
<div>
<p>Doğumdan ileri yaşlara kadar yaklaşık 4 bin kişinin beyin taramalarının incelendiği araştırmada beynin nöral bağlantılarının zaman içindeki değişimi haritalandırılırken, 32 yaşından sonra gelişimin daha stabil bir yapıya geçtiğini anlatan Atlı, ilerleyen yaşlarda ise gerileme evrelerinin başladığının belirlendiğini ifade etti.</p>
</div>
<div>
<p>Söz konusu araştırma bulgularının klinik gözlemleriyle de örtüştüğünü belirten Atlı, çalışmanın ileri görüntüleme teknikleriyle elde edilen verilere dayandığını anlattı.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>&#8220;Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu&#8221;</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Atlı, şunları kaydetti:</p>
</div>
<div>
<p>&#8220;Benim de yakından takip ettiğim bir çalışma. Bu veriler, manyetik rezonans (MR) görüntüleme çalışmalarında tespit edilmiş. Burada aslında çalışan ve büyüyen bir beyin ortaya konuluyor. Ergenlik kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Ergenlik deyince çoğumuzun aklına hırçın, sinirli bir genç geliyor ama sadece mesele o değil. Ergenlik, büyüyen, gelişen, her şeyi alan ve sürekli aktivite gösteren bir beyin demektir. Bu çalışma da bunu destekliyor. Beynin gelişimi 30&#8217;lu yaşların başına kadar sürüyor. 32 yaşa kadar beynin nöronlarındaki gelişim devam etmekte, sinir ağları verimli bir şekilde çalışmaktadır. Bu süreçte beyin sürekli bir yapılanma içerisinde ancak 30&#8217;lu yaşların başından sonra bu gelişim yerini daha stabil bir evreye bırakır. 66 yaşına kadar görece dengeli bir dönem devam ederken, sonrasında gerileme başlar, 80&#8217;li yaşlardan itibaren ise bu gerileme daha belirgin hale gelir.&#8221;</p>
</div>
<div>
<p>Ergenlik sürecinin uzamasında toplumsal değişimlerin de etkili olabileceğine işaret eden Atlı, &#8220;Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu. Günümüzde eğitim süreçlerinin uzamasıyla birlikte bu yaşlar ileriye kaydı. Bugün gençlere evlilik planlarını sorduğumuzda 30-35 yaş aralığı öne çıkıyor. Bu da ergenlik döneminin sosyal olarak da uzadığını gösteriyor. Ailelerin çocuklara erken yaşta sorumluluk vermesi önemli. Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30&#8217;lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>&#8220;Erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor&#8221;</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Günümüzde &#8220;ev genci&#8221; olarak tanımlanan bir kesimin ortaya çıktığını belirten Atlı, şunları söyledi:</p>
</div>
<div>
<p>&#8220;Bu bireylerin halen bir gelişim süreci içinde olduğunu söylemek mümkündür ancak bu noktada, gençlere nitelikli bir psikososyal eğitim sunulması, sosyal ve mesleki beceriler kazandırılarak hayatın içine aktif şekilde dahil edilmeleri büyük önem taşıyor. Aksi halde 30&#8217;lu yaşlara kadar aile içi çatışmalar devam ediyor. Anne ve babalar &#8216;Bana bağırdı, sözümü dinlemedi&#8217; derken, gençler de &#8216;Babam bana bağırdı, travmatize oldum&#8217; şeklinde karşılık veriyor. Bu kısır döngüden çıkabilmek için hem ailelerin hem de gençlerin süreci doğru yönetmesi ve erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor. Eskiden çağlar yüzlerce yıl sürerken, bugün 10-20 yıl içinde büyük değişimler yaşanıyor. Bu dönüşüm, beynin gelişim süreçlerini de etkilemiş olabilir.&#8221;</p>
</div>
<div>
<p>Bireyin yaşamını nasıl değerlendirdiğinin gelişim algısını etkilediğini dile getiren Atlı, &#8220;50 yaşına gelmiş birinin kendini 20 yaşında hissetmesi farklı şekillerde yorumlanabilecek bir durumdur. Asıl sorulması gereken, kişinin 20 ile 50 yaş arasında nasıl bir yaşam sürdüğüdür. Eğer işlevsel ve üretken bir yaşam geçirmemişse, kendini hala 20 yaşındaymış gibi hissedebilir. Buna karşılık, spor yapan, kitap okuyan, sosyal aktivitelere katılan ve topluma katkı sağlayan bir yaşam sürmüşse, bu süreci kıymetli görür ve yaşına uygun bir olgunluk hisseder çünkü o 50 yılı dolu dolu yaşamıştır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/uzmanindan-cocuklara-erken-yasta-sorumluluk-verilmesi-onerisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cilt kanserinde erken teşhis uyarısı</title>
		<link>https://haberpota.com/cilt-kanserinde-erken-teshis-uyarisi/</link>
					<comments>https://haberpota.com/cilt-kanserinde-erken-teshis-uyarisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:12:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=27193</guid>

					<description><![CDATA[Türk Dermatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Başak Yalçın, cilt kanserlerinin tüm dünyada artış gösterdiğini belirterek, erken teşhisin çok önemli olduğunu söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div>
<div>
<p>&#8220;Cilt Kanseri Farkındalık Ayı&#8221; dolayısıyla, AA muhabirine açıklamada bulunan Yalçın, Türk Dermatoloji Derneği tarafından Türkiye genelinde deri kanserleri ve erken teşhisine dikkati çekmek amacıyla 1-12 Haziran tarihlerinde &#8220;ben taraması&#8221; yapılacağını kaydetti.</p>
</div>
<div>
<p>Deri kanserlerinin önemli bir sağlık sorunu olduğunu ve dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer aldığını ifade eden Yalçın, bu kanserlerin çoğunun hayatı tehdit etmeyen türler olması nedeniyle zaman zaman göz ardı edildiğini belirtti.</p>
</div>
<div>
<p>Melanomun hayatı tehdit eden bir cilt kanseri olduğunu ifade eden Yalçın, &#8220;Tüm çabamız melanomu yani cilt kanserini önceden tespit etmek ya da erken evrede tespit edebilmek. Çünkü, deri kanserleri tüm dünyada ve Türkiye&#8217;de artıyor. Bunun çok çeşitli nedenleri var. Biz Türkler olarak biraz daha avantajlı durumdayız. Cilt tipimize göre yaşamamız gereken bir coğrafyada yaşıyoruz. Bizim cilt rengimiz bu coğrafya için uygun.&#8221; diye konuştu.</p>
</div>
<div>
<p>Deri kanserlerindeki artışa çevresel faktörlerin etkili olduğuna dikkati çeken Yalçın, büyükşehirlerde yeşil alanların azalması, cam ve aynı yapıların çoğalması ile asfalt yüzeylerin güneş ışınlarını daha fazla yansıtmasının riski artırdığını söyledi.</p>
</div>
<div>
<p>İklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkilerine de değinen Yalçın, &#8220;Daha sıcak geçen yazlar ve sert kışlar artık iklim değişikliğinin etkilerini gösteriyor. Bu durum cilt kanserleri açısından da uyarı niteliği taşıyor.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>Güneş koruyucular tek başına yeterli değil</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Güneş koruyucularının önemli olduğunu ancak tek başına yeterli koruma sağlamadığını vurgulayan Yalçın, fiziksel korunmanın da ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.</p>
</div>
<div>
<p>Özellikle yaz aylarında güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini ifade eden Yalçın, şunları söyledi:</p>
</div>
<div>
<p>&#8220;Güneş koruyucuları konuştuğumuz zaman diğer yöntemler biraz geri planda kalıyor. Fiziksel korunma çok önemli. Güneşli zamanlarda dışarı çıkmamak önemli bir kural. Gerçekten çıkmamanız gerekiyorsa çıkmayın. Deniz kenarlarında plajlarda saat 10.00 ve 16.00 arasında güneşe temas edilmesini istemiyoruz. Denize girilecekse sabah erken saatler ya da akşamüstü tercih edilmeli. Güneş gözlüğü kullanımı ve cildi örtecek şekilde giyinmek önemli. Yazın açık renk tercih edilse de güneşten korunmak için koyu renk kıyafetler daha uygun.&#8221;</p>
</div>
<div>
<p>Çocukların güneşten korunmasının ayrı önem taşıdığını belirten Yalçın, yaşam boyu güneşe maruz kalmanın büyük bölümünün ise çocukluk döneminde gerçekleştiğini söyledi.</p>
</div>
<div>
<p>Park alanlarının gölgelikli olması gerektiğini dile getiren Yalçın, çocukların güneşli saatlerde dışarı çıkarılmaması gerektiğini kaydetti.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>&#8220;Güneş sayesinde D vitamini alma dönemini kapattık&#8221;</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Prof. Dr. Yalçın, güneş koruyucularının yaz-kış kullanılması gerektiğini belirterek, ürünlerin dışarı çıkmadan 10-15 dakika önce sürülmesini, açık havada bulunuluyorsa iki saatte bir yenilenmesini önerdi.</p>
</div>
<div>
<p>Koruyucuların ince tabaka halinde değil yeterli miktarda uygulanması gerektiğini ifade eden Yalçın, renkli güneş koruyucuların daha etkili koruma sağlayabildiğini söyledi.</p>
</div>
<div>
<p>D vitamini ihtiyacının da artık ağızdan alınan takviyelerle karşılanmasının daha güvenli olduğunu vurgulayan Yalçın, &#8220;D vitamini alırken çok fazla güneş hasarına maruz kaldığımız için artık D vitaminini güneşten alma dönemini kapattık. D vitaminleri damlalar, ilaçlar ve haplar şeklinde ağızdan alıyoruz. O bizim için daha uygun ve yeterli. Güneş ışınları cilt yaşlanmasına da neden oluyor. Güneş sayesinde D vitamini alma dönemini kapattık.&#8221; diye konuştu.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>Melanom her yaş grubunda artıyor</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Melanomun tüm dünyada her yaş grubunda ve cinste artış gösterdiğine dikkati çeken Yalçın, açık tenli, sarışın, açık göz rengine sahip ve çok sayıda beni bulunan özellikle çocukluk döneminde şiddetli güneş yanığı geçiren ve ailesinde melanom öyküsü bulunanların risk grubunda olduğunu kaydetti.</p>
</div>
<div>
<p>Benlerdeki değişikliklerin dikkate alınması gerektiğini ifade eden Yalçın, &#8220;Çapta büyüme, renk değişikliği, kaşıntı, yara oluşumu ya da simetri kaybı mutlaka uyarıcı olmalıdır.&#8221; dedi.</p>
</div>
<div>
<p>Yalçın, erişkinlik döneminde yeni ben oluşumlarının risk oluşturduğuna dikkati çekerek, bu durumun değerlendirilmesi ve takip edilmesi gerektiğini bildirdi.</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/cilt-kanserinde-erken-teshis-uyarisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şekeri azaltmanın etkisi şaşırttı</title>
		<link>https://haberpota.com/sekeri-azaltmanin-etkisi-sasirtti/</link>
					<comments>https://haberpota.com/sekeri-azaltmanin-etkisi-sasirtti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 06:27:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[İnsülin]]></category>
		<category><![CDATA[Kalori]]></category>
		<category><![CDATA[Karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=27145</guid>

					<description><![CDATA[Sağlıklı bir yaşam için şeker tüketiminin sınırlandırılması, sadece obezite ile mücadelede değil, metabolik sendromların tedavisinde de büyük önem taşıdığını belirten Medipol Sağlık Grubu İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Türkay Güncü, “Şeker sadece kilo yapmıyor insülin direnci ve yağlı karaciğeri tetikliyor” dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi İç Hastalıkları Bölümünden Uzm. Dr. Türkay Güncü, kalori alımı aynı kalsa dahi günlük şeker tüketiminin azaltılmasının metabolik sağlık üzerinde hızlı ve çok olumlu etkiler oluşturduğunu belirtti. Uzm. Dr. Güncü; kalori kısıtlamasından bağımsız olarak şeker kısıtlamasının özellikle insülin direnci ve yağlı karaciğer gibi hastalıklarda kritik bir iyileşme sağladığını belirtti.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>‘KİLO VERMEDEN İYİLEŞME SAĞLANABİLİYOR’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Dr. Güncü, “Obez çocuklarda yapılan bir çalışmalarda, sadece 9 gün boyunca kalori kısıtlanmadan şekerin, özellikle fruktozun azaltılmasıyla trigliserid ve açlık insülin düzeylerinde düşüş gözlendi. Bu durum insülin direncinin azalmasına ve glikoz toleransının düzelmesine katkı sağladı” dedi.</p>
</div>
<div>
<p>Bu olumlu değişimlerin kilo kaybı olmadan gerçekleştiğine dikkat çeken Dr. Güncü, şekerin metabolik hastalıklar üzerindeki etkisinin kalori alımından bağımsız olabileceğini belirtti.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>‘YAĞLI KARACİĞER VE İNSÜLİN DİRENCİNİ ETKİLİYOR’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Şekerin özellikle karaciğerde yağlanmayı artırdığını ifade eden Dr. Güncü, “Fruktoz, karaciğerde yağ sentezini artırarak yağlı karaciğer oluşumuna katkıda bulunur. Aynı zamanda insülin direnci üzerinde de doğrudan etkisi vardır” diye konuştu.</p>
</div>
<div>
<p>Klinik açıdan değerlendirildiğinde şeker kısıtlamasının önemli bir müdahale yöntemi olduğunu belirten Dr. Güncü, “Metabolik hastalıkların yönetiminde sadece kalori kısıtlaması değil, şeker tüketiminin azaltılması da etkili bir yaklaşım olarak öne çıkıyor” ifadelerini kullandı.</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/sekeri-azaltmanin-etkisi-sasirtti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşe ve okula dönüşte ilk günleri kolaylaştıracak 5 kritik öneri</title>
		<link>https://haberpota.com/ise-ve-okula-donuste-ilk-gunleri-kolaylastiracak-5-kritik-oneri/</link>
					<comments>https://haberpota.com/ise-ve-okula-donuste-ilk-gunleri-kolaylastiracak-5-kritik-oneri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 06:24:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[Gün]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=27123</guid>

					<description><![CDATA[Uzman Psikolog Hilal Savaş, uzun tatiller sonrası yaşanan isteksizlik, odaklanma güçlüğü ve motivasyon kaybının birçok kişide görülebildiğini belirterek, “Uyum sürecini zorlaştıran en önemli etkenlerden biri, bir günde eski tempoya dönmeye çalışmaktır” dedi. Savaş, uyku hijyenine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, uyumadan en az 20 dakika önce ekranların bırakılmasını, sakinleştirici rutinler oluşturulmasını ve uyku ortamının serin, karanlık ve sessiz hale getirilmesini önerdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Kurban Bayramı nedeniyle verilen 9 günlük tatilin ardından milyonlarca kişi yeniden işine, öğrenciler ise okul ve eğitim düzenine dönüyor. Uzmanlar, uzun süreli tatiller sonrasında yaşanan adaptasyon sorunlarının hem yetişkinlerde hem de çocuklarda görülebileceğine dikkat çekiyor. Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nden Uzman Psikolog Hilal Savaş, uzun tatillerin ardından günlük yaşama dönüş sürecinin bazı kişiler için beklenenden daha zor olabileceğini belirterek değerlendirmelerde bulundu.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>‘TATİL SONRASI İLK GÜNLERDE İSTEKSİZLİK NORMAL OLABİLİR’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Uzman Psikolog Hilal Savaş, tatil süresince değişen yaşam alışkanlıklarının dönüş sürecini etkilediğini belirterek, “Uzun tatillerde uyku saatleri değişebiliyor, ekran kullanımı artabiliyor ve günlük sorumluluklar ikinci plana atılabiliyor. Bu nedenle işe veya okula dönüşün ilk günlerinde isteksizlik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk hissi ve motivasyon düşüklüğü yaşanması oldukça yaygın bir durumdur” diye konuştu. Bu belirtilerin genellikle geçici olduğunu ifade eden Savaş, birkaç gün içerisinde günlük rutmin yeniden oturmasıyla birlikte kişinin eski performansına dönebildiğini söyledi.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>‘BİR GÜNDE ESKİ TEMPONUZA DÖNMEYE ÇALIŞMAYIN’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Tatil dönüşlerinde yapılan en büyük hatalardan birinin kısa sürede yüksek performans beklentisi olduğunu belirten Savaş, “Kişiler bazen tatilin ardından ilk günlerinde kendilerinden çok yüksek verim bekleyebiliyor. Ancak zihnin ve bedenin yeniden uyum sağlaması için zamana ihtiyaç vardır. Bir günde eski tempoya dönmeye çalışmak, stres ve yetersizlik hissini artırabilir” ifadelerini kullandı.</p>
</div>
<div>
<p>Savaş, özellikle yoğun iş temposuna sahip çalışanların ve sınav hazırlığında olan öğrencilerin kendilerine uyum süreci tanımalarının önem taşıdığını vurguladı.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>‘ÇOCUKLARDA OKULA DÖNÜŞ DAHA HASSAS YÖNETİLMELİ’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Çocukların da uzun tatiller sonrasında benzer zorluklar yaşayabileceğini belirten Savaş, ailelerin bu dönemde daha anlayışlı bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini söyledi.</p>
</div>
<div>
<p>Savaş, “Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklar, tatil boyunca daha esnek kurallara alışabiliyor. Okula dönüş öncesinde uyku ve beslenme düzeninin yeniden yapılandırılması, çocukların bu sürece daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olur. Ailelerin baskıcı bir tutum yerine destekleyici ve teşvik edici bir yaklaşım benimsemesi önemlidir” dedi.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>‘UYKU DÜZENİ ADAPTASYONUN ANAHTARI’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Savaş, uyku hijyeninin bu süreçte önemli rol oynadığını belirterek, “Uyumadan önce telefon, tablet ve bilgisayar kullanımını en az 20 dakika önce sonlandırmak, kitap okumak veya nefes egzersizleri gibi dingin aktivitelerle zihni uykuya hazırlamak faydalı olabilir. Ayrıca yatak odasının karanlık, sessiz ve serin olması kaliteli uyku için uygun bir ortam oluşturur. Düzenli uyku alışkanlıkları geliştirmek dönüş sürecini önemli ölçüde kolaylaştırır” diye konuştu.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>MOTİVASYON KAYBI UZUN SÜRÜYORSA DESTEK ALINMALI</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Tatil sonrası yaşanan isteksizlik ve motivasyon düşüklüğünün birkaç gün içinde düzelmesinin beklendiğini belirten Savaş, “Eğer kişinin isteksizlik hali haftalar boyunca devam ediyor, günlük işlevselliğini etkiliyor ve yaşam kalitesini düşürüyorsa profesyonel destek alınması faydalı olabilir. Bazen bu belirtiler yalnızca tatil dönüşüyle değil, altta yatan farklı psikolojik süreçlerle de ilişkili olabilir” dedi.</p>
</div>
<div>
<p>Uzman Psikolog Hilal Savaş, işe ve okula dönüş sürecinin daha sağlıklı geçirilmesi için kişilerin kendilerine zaman tanımaları, uyku düzenlerini yeniden oluşturmaları ve günlük rutinlerine kademeli şekilde dönmelerinin önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/ise-ve-okula-donuste-ilk-gunleri-kolaylastiracak-5-kritik-oneri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halk Sağlığı Uzmanları Açıkladı: Her Gün İki Tane Yiyenlerin Bağırsakları Yenileniyor</title>
		<link>https://haberpota.com/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-her-gun-iki-tane-yiyenlerin-bagirsaklari-yenileniyor/</link>
					<comments>https://haberpota.com/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-her-gun-iki-tane-yiyenlerin-bagirsaklari-yenileniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 02:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kivi]]></category>
		<category><![CDATA[Lif]]></category>
		<category><![CDATA[Sindirim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=26957</guid>

					<description><![CDATA[Gelişen beslenme bilimi doğrultusunda uzmanlar, yetersiz lif tüketiminin yol açtığı sindirim sorunlarına karşı doğal ve etkili bir çözüm olarak günde iki adet kivi tüketilmesini tavsiye ediyor. Söz konusu meyve, bünyesinde barındırdığı çözünür ve ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Gelişen beslenme bilimi doğrultusunda uzmanlar, yetersiz lif tüketiminin yol açtığı sindirim sorunlarına karşı doğal ve etkili bir çözüm olarak günde iki adet kivi tüketilmesini tavsiye ediyor. Söz konusu meyve, bünyesinde barındırdığı çözünür ve çözünmez lifler sayesinde bağırsak fonksiyonlarını düzenleme noktasında büyük bir başarı sergiliyor. Çözünür lifler bağırsak içine su çekerek sindirim sürecini rahatlatırken, çözünmez lifler ise kitle oluşturarak bağırsak hareketliliğini doğrudan artırıyor. Klinik testlerle kabızlığı önlediği tescillenen kivi, sindirim sistemi yavaşlığı çeken hastalar için temel bir besin maddesi niteliği taşıyor.</p>
<p>Detaylar &#x1f447;</p>
</div>
<p> <span><span>Kaynak:</span> https://www.vogue.in/content/the-frui&#8230;</span></div>
<p><b>İçeriğinde Yer Alan Aktinidin Enzimi Sindirim Sürecini Hızlandırma Özelliği Taşıyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-her-gun-iki-tane-yiyenlerin-bagirsaklari-yenileniyor-0-JgxCOpJU.jpg"/> </div>
</div>
<p>Uzmanlar, kivinin sindirim sistemi üzerindeki olumlu etkilerini sadece yüksek lif oranına değil, aynı zamanda barındırdığı aktinidin adlı özel bir enzime bağlıyor. Bu enzim, proteinlerin parçalanmasını kolaylaştırarak midenin boşalma süresini kısaltıyor ve hazımsızlık şikayetlerini minimuma indiriyor. Günümüz standartlarında bir yetişkinin günlük en az 30 gram lif alması gerekirken, yapılan araştırmalar toplumun büyük bir kısmının bu oranın çok altında kaldığını gözler önüne seriyor. Sabah öğünlerine dahil edilecek iki adet kivi, tek başına yaklaşık 5 gram lif desteği sunarak günlük besin açığını kapatmada stratejik bir rol oynuyor.</p>
</figure>
<p><b>Yetersiz Lif Tüketimi Vücutta Farklı Sağlık Sorunlarına Yol Açıyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-her-gun-iki-tane-yiyenlerin-bagirsaklari-yenileniyor-1-F1f5QuRp.jpg"/> </div>
</div>
<p>Vücudun ihtiyaç duyduğu lif miktarının karşılanmaması durumunda kabızlık, şişkinlik, kronik yorgunluk ve cilt sorunları gibi olumsuz belirtiler baş gösteriyor. Lif açısından zengin bir beslenme modeli ise kan şekerini dengede tutuyor, inflamasyonu azaltıyor ve bağışıklık sistemini destekleyen güçlü bir mikrobiyota oluşumuna zemin hazırlıyor. Kivi, lif ve sindirim enzimlerinin yanı sıra yüksek oranda C vitamini ile polifenol içererek genel vücut direncini de üst seviyelere çıkarıyor.</p>
</figure>
<p><b>Meyvenin Kabuğuyla Birlikte Tüketilmesi Alınan Lif Miktarını Maksimum Seviyeye Çıkarıyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-her-gun-iki-tane-yiyenlerin-bagirsaklari-yenileniyor-2-mC6K7gVc.jpg"/> </div>
</div>
<p>Beslenme uzmanları, kividen elde edilecek faydayı en üst düzeye çıkarmak adına meyvenin iyice yıkanarak kabuğuyla birlikte tüketilmesini öneriyor. Sert ve tüylü yapısı nedeniyle tüketimi zor görünen kabuk kısmı, ince dilimler halinde kesilerek kolayca yenilebilir hale getiriliyor. Buna karşın, hassas mide yapısına sahip bireylerin sindirim sistemini zorlamamak adına başlangıç aşamasında meyveyi soyarak tüketmesi daha güvenli bir yöntem olarak kabul görüyor.</p>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-her-gun-iki-tane-yiyenlerin-bagirsaklari-yenileniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Gün 10 Dakika Parmak Uçlarında Durmanın 8 Şaşırtıcı Faydası</title>
		<link>https://haberpota.com/her-gun-10-dakika-parmak-uclarinda-durmanin-8-sasirtici-faydasi/</link>
					<comments>https://haberpota.com/her-gun-10-dakika-parmak-uclarinda-durmanin-8-sasirtici-faydasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 21:12:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ayak]]></category>
		<category><![CDATA[Gün]]></category>
		<category><![CDATA[Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Kasları]]></category>
		<category><![CDATA[Parmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=26817</guid>

					<description><![CDATA[Günlük koşturmaca içinde vücudumuzun tüm yükünü çeken ayaklarımızı çoğunlukla ihmal ediyoruz. Oysa her gün sadece 10 dakikanızı ayırarak yapacağınız basit bir parmak ucunda yükselme egzersizi, tepeden tırnağa tüm sağlığınızı değiştirebilecek bir güce ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Günlük koşturmaca içinde vücudumuzun tüm yükünü çeken ayaklarımızı çoğunlukla ihmal ediyoruz. Oysa her gün sadece 10 dakikanızı ayırarak yapacağınız basit bir parmak ucunda yükselme egzersizi, tepeden tırnağa tüm sağlığınızı değiştirebilecek bir güce sahip. Uzmanlar, bu basit hareketin vücuda olan etkilerini açıkladı.</p>
<p> Kaynak2 Kaynak3</p>
</div></div>
<p><b>Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve yanlış ayakkabı seçimleri; ayak parmaklarındaki kemiklerin (falanks) ve eklemlerin hizasını bozarak kronik ağrılara davetiye çıkarıyor.</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/her-gun-10-dakika-parmak-uclarinda-durmanin-8-sasirtici-faydasi-0-G8QBmHDw.jpg"/> </div>
</div>
<p>Illinois Ayak ve Ayak Bileği Kliniği uzmanlarından Dr. Alex Yanovskiy ve Beslenme Uzmanı Rupali Datta gibi isimlerin vurguladığı ayak güçlendirme hareketleri, kinetik bir zincirle tüm vücut sağlığımızı etkiliyor.</p>
</figure>
<p><b>Özellikle yoga literatüründe &#8220;Dağ Duruşu Parmak Uçlarında Hareket&#8221; (Pada Mula Shakti Vikasaka A) olarak bilinen topuk kaldırma egzersizinin sağlığımıza 8 kritik faydası bulunuyor:</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/her-gun-10-dakika-parmak-uclarinda-durmanin-8-sasirtici-faydasi-1-HJlilHsX.jpg"/> </div>
</div>
<ul>
<li>
<p>Baldır kaslarımız (gastroknemius ve soleus), alt ekstremitelerdeki kirli kanı yer çekimine karşı koyarak kalbe geri pompalar. Bu yüzden tıp dünyasında baldırlar &#8216;ikinci kalp&#8217; olarak adlandırılır. Parmak uçlarında yükselmek, bu kasları kasarak kan dolaşımını canlandırır; ayak ve bacaklardaki yorgunluk, şişlik ve ağırlık hissini anında azaltır.</p>
</li>
<li>
<p>Kilo kontrolü yapmak isteyenler için harika bir haber! Araştırmalar, parmak uçlarında durmanın veya yürümenin, normal yürüyüşe kıyasla enerji harcamasını %83 oranında artırdığını gösteriyor. Bu küçük aktivite, gün içinde metabolizmayı ateşlemek için harika bir fırsat sunuyor.</p>
</li>
<li>
<p>Özellikle yaşlandıkça düşme ve yaralanma riskini azaltmak için ayakları güçlendirmek hayati önem taşır. Parmak ucunda yükselmek, vücudun uzaydaki konumunu algılama yeteneği olan propriosepsiyonu artırır. Bu da günlük aktiviteler sırasında daha iyi bir denge ve koordinasyon sağlar.</p>
</li>
<li>
<p>Ayağın iç kaslarını ve tendonlarını esneten bu hareket; plantar fasiit, düz tabanlık, piriformis sendromu, gece bacak sendromu ve Aşil tendiniti gibi yaşam kalitesini düşüren yaygın rahatsızlıkların tedavisinde ve önlenmesinde kilit rol oynar.</p>
</li>
<li>
<p>Parmak uçlarındayken havada dengede kalabilmek için karın kaslarınızın otomatik olarak kasılması gerekir. Bu durum, farkında olmadan karın kaslarınızı içeri çekmenizi sağlar ve omurganızı destekleyerek merkez bölgenizi güçlendirir.</p>
</li>
</ul>
</figure>
<p><b>Duruşu (Postür) Düzeltir ve Omurgayı Hizalar</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/her-gun-10-dakika-parmak-uclarinda-durmanin-8-sasirtici-faydasi-2-AOcUNA4G.jpg"/> </div>
</div>
<ul>
<li>
<p>Özellikle masa başında çalışanlarda sık görülen öne doğru kamburlaşma eğilimine karşı bu egzersiz mükemmel bir panzehirdir. Vücudu yukarı doğru uzatarak omurga hizasını iyileştirir ve sırt, kalça, diz ağrılarının önüne geçer.</p>
</li>
<li>
<p>Sporcular için güçlü ayak bilekleri; zıplama, depar atma ve ani yön değiştirme hareketlerinin temelidir. Esnek ve güçlü parmaklar, sporla ilgili bağ yaralanmaları ve ayak bileği burkulması riskini minimuma indirir.</p>
</li>
<li>
<p>Bacaklardaki kan akışının artması zihinsel bir rahatlamayı da beraberinde getirir. Yoğun iş temposunda masanızın başında bile yapabileceğiniz bu hareket, vücut ve zihin üzerinde sakinleştirici bir etki yaratarak gün içindeki kaygı ve stresi azaltır.</p>
</li>
</ul>
</figure>
<p><b>Ayak sağlığınızı korumak için evinizin konforunda uygulayabileceğiniz basit bir rutin:</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/her-gun-10-dakika-parmak-uclarinda-durmanin-8-sasirtici-faydasi-3-xj81hSEW.jpg"/> </div>
</div>
<p><strong>Parmak Ucunda Yükselme:</strong> Ayaklarınızı yere düz basın. 15 saniye boyunca parmak uçlarınızda yükselip dengede kalın ve ardından yavaşça inin. Bunu günde en az 3 set tekrarlayın.</p>
<p><strong>Ayak Parmaklarıyla Nesne Toplama:</strong> Yere dökülen bilye veya kalem gibi küçük nesneleri ayak parmaklarınızı kullanarak yerden kaldırmayı deneyin. Nesneyi 15 saniye tutup bırakın. Bu hareket ayak üstü kaslarını mükemmel şekilde çalıştırır.</p>
</figure>
<p><b>Ayak Bileği Pompalaması:</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/her-gun-10-dakika-parmak-uclarinda-durmanin-8-sasirtici-faydasi-4-zamJBvgW.jpg"/> </div>
</div>
<p>Ayağınızı yerden kaldırıp parmaklarınızı önce kaval kemiğinize doğru, ardından tam tersi yönde yere doğru bükerek bileğinizi geniş bir açıyla hareket ettirin.</p>
<p><strong>Duvar Destekli Germe:</strong> Egzersiz sonrasında kasları gevşetmek için kendinizi 45 derecelik bir açıyla duvara yaslayarak bacak ve ayak arkasındaki bağları gerin. Ardından yapacağınız hafif bir masaj, kan dolaşımını taçlandıracaktır.</p>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/her-gun-10-dakika-parmak-uclarinda-durmanin-8-sasirtici-faydasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dilimlenmiş Karpuz Alırken Bir Daha Düşünün</title>
		<link>https://haberpota.com/dilimlenmis-karpuz-alirken-bir-daha-dusunun/</link>
					<comments>https://haberpota.com/dilimlenmis-karpuz-alirken-bir-daha-dusunun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 20:36:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[karpuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=26797</guid>

					<description><![CDATA[Yaz aylarının vazgeçilmez lezzeti, serinliğin ve şifanın adresi karpuz, yanlış tüketildiğinde ölümcül bir tehdide dönüşebiliyor. Uzmanlar, marketlerde ve sokak tezgahlarında cazip görünen 'dilimlenmiş' karpuzlara karşı çok ciddi uyarılarda bulunuyor ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Yaz aylarının vazgeçilmez lezzeti, serinliğin ve şifanın adresi karpuz, yanlış tüketildiğinde ölümcül bir tehdide dönüşebiliyor. Uzmanlar, marketlerde ve sokak tezgahlarında cazip görünen &#8216;dilimlenmiş&#8217; karpuzlara karşı çok ciddi uyarılarda bulunuyor.</p>
</div></div>
<p><b>Yüzde 92&#8217;si sudan oluşan, düşük kalorili yapısıyla diyetlerin baş tacı olan karpuz; A ve C vitaminleri, likopen ile potasyum deposudur.</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/dilimlenmis-karpuz-alirken-bir-daha-dusunun-0-kQfhNr1w.jpg"/> </div>
</div>
<p>Bağışıklığı güçlendirmekten tansiyonu dengelemeye, cilt sağlığından böbreklere kadar sayısız faydası bulunan bu mucizevi meyve, gıda güvenliği tartışmalarının da odağında.</p>
<p>Karpuz kendi başına tehlikeli bir meyve değil. Ancak onu cazip kılan yüksek su ve doğal şeker içeriği, kesildiği andan itibaren bakterilerin hızla çoğalması için kusursuz bir ortam hazırlıyor.</p>
</figure>
<p><b>Düşük asitli bir meyve olan karpuz, kesim aşamasında hijyenik olmayan bir bıçak, kirli eller veya sterilize edilmemiş yüzeylerle temas ettiğinde adeta bir bakteri mıknatısına dönüşüyor.</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/dilimlenmis-karpuz-alirken-bir-daha-dusunun-1-4b1NI8Gq.jpg"/> </div>
</div>
<p>Üstelik taşıma, depolama ve sergileme sırasında kirli kasalara temas eden dış kabuktaki mikroplar, kesim esnasında bıçak yoluyla doğrudan meyvenin içine taşınıyor.</p>
<p>Diyetisyen ve uzmanların açıklamalarına göre, dilimlenmiş karpuzlarda en sık rastlanan tehditler <strong>Salmonella, Listeria ve patojenik E. coli</strong> bakterileri. Bu mikroplar vücuda girdiğinde;</p>
<ul>
<li>
<p>Ciddi dehidrasyona (sıvı kaybı),</p>
</li>
<li>
<p>Sistemik enfeksiyonlara (sepsis),</p>
</li>
<li>
<p>Hayati organları etkileyen ağır komplikasyonlara yol açabiliyor ve zamanında müdahale edilmezse ölümcül sonuçlar doğurabiliyor.</p>
</li>
</ul>
<p>ResearchGate’te yayınlanan bir çalışma da bu tehlikeyi gözler önüne seriyor. Özellikle sokak satıcıları ve açık tezgahlarda satılan dilimlenmiş karpuzlarda endişe verici düzeyde E. coli, Salmonella ve Shigella bakterileri tespit edildi. Ayrıca tarım sürecinde kullanılan organofosfat gibi kimyasallara yüksek miktarda maruz kalmış karpuzlar, sinir sistemini doğrudan etkileyebiliyor.</p>
</figure>
<p><b>Kesilmiş karpuzu saatlerce oda sıcaklığında bekletmek en yaygın tüketici hatalarından biri.</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/dilimlenmis-karpuz-alirken-bir-daha-dusunun-2-bMEgHsQA.jpg"/> </div>
</div>
<p>Sıcak hava, nem ve şeker bir araya geldiğinde mikropların üreme hızı katlanıyor. Marketlerde ambalajlanmış olarak satılan dilimlerin ne zaman kesildiğini bilmek ise imkansız. Kesildiği andan itibaren havayla temas eden karpuz, içindeki nemi kaybederek çıtır ve diri yapısını yitiriyor; unsu, lezzetsiz ve sağlığı tehdit eden bir forma bürünüyor.</p>
<p>Uzmanlar, marketteki hazırlık ve kesim sürecini kontrol etme şansımız olmadığı için, özellikle çocuk, yaşlı ve hassas bünyeye sahip kişilerin dilimlenmiş karpuzlardan uzak durması gerektiğini belirtiyor. Gıda güvenliğini ve tazeliği ön planda tutan tüketiciler için en güvenli yöntem; karpuzu bütün olarak almak, kabuğunu evde iyice yıkadıktan sonra temiz bir bıçakla kesip buzdolabında muhafaza etmek.</p>
</figure>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/06/dilimlenmis-karpuz-alirken-bir-daha-dusunun-3-DF3PdJZt.jpg"/> </div>
</div>
<p>Diyetisyen ve uzmanların açıklamalarına göre, dilimlenmiş karpuzlarda en sık rastlanan tehditler <strong>Salmonella, Listeria ve patojenik E. coli</strong> bakterileri. Bu mikroplar vücuda girdiğinde;</p>
<ul>
<li>
<p>Ciddi dehidrasyona (sıvı kaybı),</p>
</li>
<li>
<p>Sistemik enfeksiyonlara (sepsis),</p>
</li>
<li>
<p>Hayati organları etkileyen ağır komplikasyonlara yol açabiliyor ve zamanında müdahale edilmezse ölümcül sonuçlar doğurabiliyor.</p>
</li>
</ul>
<p><em>ResearchGate</em>’te yayınlanan bir çalışma da bu tehlikeyi gözler önüne seriyor. Özellikle sokak satıcıları ve açık tezgahlarda satılan dilimlenmiş karpuzlarda endişe verici düzeyde <em>E. coli, Salmonella ve Shigella</em> bakterileri tespit edildi. Ayrıca tarım sürecinde kullanılan organofosfat gibi kimyasallara yüksek miktarda maruz kalmış karpuzlar, sinir sistemini doğrudan etkileyebiliyor.</p>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/dilimlenmis-karpuz-alirken-bir-daha-dusunun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>47 Yıllık Araştırma Sonuçlandı: İnsan Vücudunun Çökmeye Başladığı Kritik Yaş Belli Oldu!</title>
		<link>https://haberpota.com/47-yillik-arastirma-sonuclandi-insan-vucudunun-cokmeye-basladigi-kritik-yas-belli-oldu/</link>
					<comments>https://haberpota.com/47-yillik-arastirma-sonuclandi-insan-vucudunun-cokmeye-basladigi-kritik-yas-belli-oldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 15:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=26659</guid>

					<description><![CDATA[İsveç’te yürütülen ve yaklaşık yarım asrı geride bırakan kapsamlı bir araştırma, insan vücudunun fiziksel zirvesine ve yaşlanma sürecinin başlama dönemine ışık tutuyor. Karolinska Enstitüsü bünyesinde, İsveç Fiziksel Aktivite ve Fitness Çalışması ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>İsveç’te yürütülen ve yaklaşık yarım asrı geride bırakan kapsamlı bir araştırma, insan vücudunun fiziksel zirvesine ve yaşlanma sürecinin başlama dönemine ışık tutuyor. Karolinska Enstitüsü bünyesinde, İsveç Fiziksel Aktivite ve Fitness Çalışması (SPAF) kapsamında gerçekleştirilen bu bilimsel takip, yaşla birlikte performansta yaşanan değişimleri gözler önüne seriyor. Araştırma çerçevesinde, rastgele seçilen yüzlerce kadın ve erkeğin 16 yaşından 63 yaşına kadar olan fiziksel süreçleri, 47 yıl boyunca düzenli ölçümlerle kayıt altına alınıyor.</p>
<p>Detaylar &#x1f447;</p>
</div>
<p> <span><span>Kaynak:</span> https://www.sciencedaily.com/releases&#8230;</span></div>
<p><b>Araştırmanın metodu benzer çalışmalardan ayrışıyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/47-yillik-arastirma-sonuclandi-insan-vucudunun-cokmeye-basladigi-kritik-yas-belli-oldu-0-2N5cdJHG.jpg"/> </div>
</div>
<p>Geçmiş dönemlerde yapılan yaşlanma ve performans odaklı çalışmaların büyük bölümü, farklı yaş gruplarındaki bireylerin anlık verilerini karşılaştıran kesitsel yöntemlere dayanıyor. SPAF projesi ise aynı bireyleri onlarca yıl boyunca kesintisiz takip etmesi sebebiyle alanında az rastlanır bir uzun vadeli veri tabanı sunuyor. Aynı katılımcıların zaman içindeki biyolojik değişimlerini inceleyen uzmanlar, yaşlanmanın kas ve iskelet sistemi üzerindeki etkilerini daha net bir şekilde analiz etme imkanı buluyor. Elde edilen çarpıcı sonuçlar, <em>Journal of Cachexia, Sarcopenia and Muscle</em> adlı bilimsel dergide yayımlanarak kamuoyuyla paylaşılıyor.</p>
</figure>
<p><b>Fiziksel çökme tahmin edilenden daha erken bir yaşta başlıyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/47-yillik-arastirma-sonuclandi-insan-vucudunun-cokmeye-basladigi-kritik-yas-belli-oldu-1-JbNNMrrO.jpg"/> </div>
</div>
<p>Elde edilen veriler, bireylerin geçmişteki spor alışkanlıklarından veya antrenman seviyelerinden bağımsız olarak fiziksel kapasitenin 35 yaş itibarıyla düşüş trendine girdiğini gösteriyor. Bu dönüm noktasından itibaren kas gücü, dayanıklılık ve genel kondisyon seviyelerinde kademeli bir azalma kaydediliyor. Söz konusu çökme ivmesi, ilerleyen yaşla birlikte daha belirgin ve hızlı bir seyir izliyor.</p>
</figure>
<p><b>Düzenli egzersiz yapmak yaşlanma hızını yavaşlatıyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/47-yillik-arastirma-sonuclandi-insan-vucudunun-cokmeye-basladigi-kritik-yas-belli-oldu-2-aepLgk3y.jpg"/> </div>
</div>
<p>Performanstaki erken düşüş eğilimine rağmen araştırma, fiziksel aktivitenin her yaşta kritik bir öneme sahip olduğunu ortaya koyuyor. Yetişkinlik döneminde aktif bir hayata geçiş yapan bireylerin fiziksel kapasitelerinde %5 ila %10 arasında bir gelişim kaydediliyor. Araştırmanın başyazarı Maria Westerståhl, harekete geçmek için hiçbir zaman geç kalınmadığını ifade ederken, egzersizin performanstaki kaybı tamamen durduramasa bile süreci ciddi ölçüde yavaşlattığını vurguluyor.</p>
</figure>
<p><b>Katılımcıların sonraki yaş evreleri de incelenmeye devam ediyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/47-yillik-arastirma-sonuclandi-insan-vucudunun-cokmeye-basladigi-kritik-yas-belli-oldu-3-CF3JMqMv.jpg"/> </div>
</div>
<p>Bilim insanları, yaşam tarzı ve biyolojik süreçlerin yaşlanma üzerindeki etkilerini daha derinlemesine incelemek adına projeyi sürdürmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda, gelecek yıl 68 yaşına basacak olan katılımcılar yeniden kapsamlı testlere tabi tutuluyor. Uzmanlar sonraki aşamalarda 35 yaşındaki kırılmanın arkasında yatan temel mekanizmaları çözmeyi amaçlıyor.</p>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/47-yillik-arastirma-sonuclandi-insan-vucudunun-cokmeye-basladigi-kritik-yas-belli-oldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fenomen Doktorun Sözleri Gündem Oldu: &#8220;Bira İçen Erkek Sevişemez&#8221;</title>
		<link>https://haberpota.com/fenomen-doktorun-sozleri-gundem-oldu-bira-icen-erkek-sevisemez/</link>
					<comments>https://haberpota.com/fenomen-doktorun-sozleri-gundem-oldu-bira-icen-erkek-sevisemez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 14:36:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Erkekle]]></category>
		<category><![CDATA[Hormonu]]></category>
		<category><![CDATA[Ünal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=26623</guid>

					<description><![CDATA[Katıldığı bir programda alkolün hormonal sistem üzerindeki etkilerine dikkat çeken Doktor Ebru Ünal, bira tüketimine dair çok konuşulacak iddialarda bulundu. Biranın erkeklerde östrojen hormonunu artırdığını belirten Ünal, 'Bira tutkusu olan bir ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Katıldığı bir programda alkolün hormonal sistem üzerindeki etkilerine dikkat çeken Doktor Ebru Ünal, bira tüketimine dair çok konuşulacak iddialarda bulundu. Biranın erkeklerde östrojen hormonunu artırdığını belirten Ünal, &#8216;Bira tutkusu olan bir erkekle evlenmem&#8217; diyerek yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.</p>
<p>Detaylar &#x1f447;</p>
</div></div>
<p><b>&#8220;Büyüme Hormonunu Sıfırlıyor, Vücudu Yaşlandırıyor&#8221;</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/fenomen-doktorun-sozleri-gundem-oldu-bira-icen-erkek-sevisemez-0-2MBCiyyG.jpg"/> </div>
</div>
<p>Programda alkolün vücut mekanizması üzerindeki yıkıcı etkilerini anlatan Dr. Ebru Ünal, biranın özellikle hücre yenilenmesini durdurduğunu ifade etti. Biranın son derece toksik bir içecek olduğunu vurgulayan Ünal, <em>&#8216;Bira senin büyüme hormonunu düşürüyor. O gün büyüme hormonu vücutta yok demektir. Uyku kaliteniz bozulur, vücudunuz yaşlanır ve çöker. Oksidasyon ve inflamasyon gibi tüm olumsuz süreçleri tetikler. Büyüme hormonu aslında vücudu tamir eden, düzelten hormondur&#8217;</em> diyerek tehlikenin boyutuna dikkat çekti.</p>
<p><b><strong>&#8216;Bira İçen Erkekle Evlenmem, Çünkü&#8230;&#8217;</strong></b></p>
<p>Açıklamalarının devamında bira tüketen erkeklerin cinsel hayatlarında ciddi problemler yaşayacağını ileri süren Dr. Ebru Ünal, evlilik kriterine dair de çarpıcı bir çıkış yaptı. Ünal, <em>&#8216;Ben bira içen, yani bira tutkusu olan bir erkekle evlenmem. Çünkü sevişemez abi, mümkün değil&#8217;</em> sözleriyle cinsel sağlık ve bira tüketimi arasındaki doğrudan ilişkiye vurgu yaptı.</p>
</figure>
<p><b>&#x1f447;</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/fenomen-doktorun-sozleri-gundem-oldu-bira-icen-erkek-sevisemez-1-QZ9Gegjw.jpg"/> </div>
</div>
</figure>
<p><b>&#x1f447;</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/fenomen-doktorun-sozleri-gundem-oldu-bira-icen-erkek-sevisemez-2-E9nsAkzL.jpg"/> </div>
</div>
</figure>
<p><b>&#x1f447;</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/fenomen-doktorun-sozleri-gundem-oldu-bira-icen-erkek-sevisemez-3-yXHX3YTe.jpg"/> </div>
</div>
</figure>
<p><b>&#x1f447;</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/fenomen-doktorun-sozleri-gundem-oldu-bira-icen-erkek-sevisemez-4-5lWPk8yi.jpg"/> </div>
</div>
</figure>
<p><b>&#x1f447;</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/fenomen-doktorun-sozleri-gundem-oldu-bira-icen-erkek-sevisemez-5-DtYEpvqI.jpg"/> </div>
</div>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/fenomen-doktorun-sozleri-gundem-oldu-bira-icen-erkek-sevisemez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halk Sağlığı Uzmanları Açıkladı: Arıtma Suyu mu, Hazır Su mu Daha Sağlıklı?</title>
		<link>https://haberpota.com/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-aritma-suyu-mu-hazir-su-mu-daha-saglikli/</link>
					<comments>https://haberpota.com/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-aritma-suyu-mu-hazir-su-mu-daha-saglikli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 08:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Mineral]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=26384</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde içme suyu tercihi, şehirleşmenin getirdiği çevresel faktörlerle birlikte halk sağlığı gündeminin ilk sıralarında yer almaya devam ediyor. Şebeke suyuna yönelik güvenin zayıflaması sonucu tüketiciler su arıtma sistemleri ile ambalajlı sular ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Günümüzde içme suyu tercihi, şehirleşmenin getirdiği çevresel faktörlerle birlikte halk sağlığı gündeminin ilk sıralarında yer almaya devam ediyor. Şebeke suyuna yönelik güvenin zayıflaması sonucu tüketiciler su arıtma sistemleri ile ambalajlı sular arasında tercih yapmak durumunda kalıyor. Bilimsel veriler, sağlıklı suyun tanımını sadece kaynağına göre değil, mineral yoğunluğu, hijyen standartları ve depolama şartları ekseninde şekillendiriyor.</p>
<p>Detaylar &#x1f447;</p>
</div>
<p> <span><span>Kaynak:</span> https://clearlyfiltered.com/articles/&#8230;</span></div>
<p><b>Arıtma sistemleri zararlı maddeleri temizlerken mineral dengesini de etkiliyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-aritma-suyu-mu-hazir-su-mu-daha-saglikli-0-SljOnk7I.jpg"/> </div>
</div>
<p>Ev tipi arıtma cihazlarında kullanılan ters ozmoz teknolojisi, sudaki klor, ağır metal ve mikroorganizmaları yüksek oranda filtreleme kapasitesine sahip bulunuyor. Buna karşın uzmanlar, filtreleme işlemi sırasında vücut için kritik öneme sahip kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerin de sudan ayrıştırıldığına dikkat çekiyor. Mineral yönünden fakirleşmiş suyun uzun süreli kullanımı, özellikle hassas bünyelerde metabolik dengesizlik ihtimalini doğuruyor. Ayrıca filtre bakımı aksatılan cihazların zamanla bakteri üretim merkezi haline gelme riski taşıdığı vurgulanıyor.</p>
</figure>
<p><b>Ambalajlı sularda kaliteyi kaynağın yanı sıra saklama koşulları belirliyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-aritma-suyu-mu-hazir-su-mu-daha-saglikli-1-erZIwkw9.jpg"/> </div>
</div>
<p>Doğal kaynak suları, mineral zenginliğini muhafaza etmeleri bakımından avantajlı bir seçenek olarak görülüyor. Ancak bu noktada üretim safhasından ziyade lojistik ve depolama süreçleri belirleyici rol oynuyor. Güneş ışığına doğrudan maruz kalan veya yüksek sıcaklıktaki ortamlarda bekletilen plastik şişeler, suyun kimyasal yapısını bozarak sağlığı tehdit eden unsurlar barındırabiliyor. Tüketicilerin ambalajlı su alırken üretim tarihlerini ve muhafaza alanlarını titizlikle incelemesi tavsiye ediliyor.</p>
</figure>
<p><b>Kişisel sağlık durumu su seçiminde belirleyici kriter niteliği taşıyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-aritma-suyu-mu-hazir-su-mu-daha-saglikli-2-VCMwSIhG.jpg"/> </div>
</div>
<p>Beslenme uzmanları, dengeli beslenme alışkanlığına sahip bireylerde mineral ihtiyacının gıdalar yoluyla karşılandığını, bu sebeple arıtma suyunun doğrudan bir risk teşkil etmediğini ifade ediyor. Fakat çocukların ve kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin mineral dengesi daha hassas seyrettiği için, su seçiminin kişiye özel sağlık verilerine göre yapılması büyük önem arz ediyor. Netice itibarıyla en sağlıklı seçenek, düzenli denetlenen, hijyen koşulları sağlanan ve kaynağı doğrulanabilir su olarak kabul görüyor.</p>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/halk-sagligi-uzmanlari-acikladi-aritma-suyu-mu-hazir-su-mu-daha-saglikli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikologlar Açıkladı: Nankör Kişilerin En Çok Kullandığı 4 Cümle</title>
		<link>https://haberpota.com/psikologlar-acikladi-nankor-kisilerin-en-cok-kullandigi-4-cumle/</link>
					<comments>https://haberpota.com/psikologlar-acikladi-nankor-kisilerin-en-cok-kullandigi-4-cumle/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 04:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Taraf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=25456</guid>

					<description><![CDATA[İlişkilerde duygusal aşınmaya yol açan ve psikoloji uzmanları tarafından mercek altına alınan nankörlük eğilimi, belirli iletişim kalıplarıyla kendini gösteriyor. Uzmanların gerçekleştirdiği değerlendirmeler, minnet duygusundan yoksun bireylerin ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>İlişkilerde duygusal aşınmaya yol açan ve psikoloji uzmanları tarafından mercek altına alınan nankörlük eğilimi, belirli iletişim kalıplarıyla kendini gösteriyor. Uzmanların gerçekleştirdiği değerlendirmeler, minnet duygusundan yoksun bireylerin ortak bir dil inşa ettiğini ve bu dilin dört temel sütun üzerine kurulduğunu kanıtlıyor. Söz konusu ifadeler, sağlıklı bağlar kurmak yerine karşı tarafta suçluluk ve yetersizlik hissi uyandırmayı hedefliyor.</p>
<p>Detaylar &#x1f447;</p>
</div>
<p> <span><span>Kaynak:</span> https://www.yourtango.com/self/truly-&#8230;</span></div>
<p><b>Yapılan fedakarlıklar birer manipülasyon aracı olarak sürekli gündeme getiriliyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/psikologlar-acikladi-nankor-kisilerin-en-cok-kullandigi-4-cumle-0-lufQmwsu.jpg"/> </div>
</div>
<p>Psikologlar, nankörlük eğilimi gösteren kişilerin en sık başvurduğu yöntemin geçmişteki destekleri hatırlatmak olduğunu vurguluyor. &#8216;Senin için ne kadar çok şey feda ettiğimi hiç düşünmüyorsun&#8217; gibi söylemlerle, sundukları yardımları karşı taraf üzerinde bir yaptırım gücü elde etmek amacıyla kullanıyorlar. Yardımlaşma esaslı doğal bağlar, bu ifadeler neticesinde yerini bir &#8216;borç ilişkisine&#8217; bırakıyor ve zaman içinde taraflar arasındaki dengeyi tamamen bozuyor.</p>
</figure>
<p><b>Odak noktası her zaman olumlu kazanımlardan ziyade eksikliklere kayıyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/psikologlar-acikladi-nankor-kisilerin-en-cok-kullandigi-4-cumle-1-DSscHaiz.jpg"/> </div>
</div>
<p>İletişim sürecinde sürekli bir tatminsizlik sergileyen bu kişiler, elde edilen başarıları veya gösterilen çabaları görmezden gelmeyi tercih ediyor. Yapılan iyiliklerin içindeki küçük pürüzleri büyüterek, &#8216;Bunu yaptın ama şu kısmı hala eksik/hatalı&#8217; yaklaşımıyla memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlar. Bu tutum, partnerler veya arkadaşlar arasındaki takdir mekanizmasını felç ederek, iletişimi kronik bir eleştiri döngüsüne hapsediyor.</p>
</figure>
<p><b>Sunulan destekler karşılıklı dayanışmadan ziyade birer senet gibi sunuluyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/psikologlar-acikladi-nankor-kisilerin-en-cok-kullandigi-4-cumle-2-nsVup1zY.jpg"/> </div>
</div>
<p>Sağlıklı bir sosyal yapının gereği olan dayanışma, bu bireylerin elinde bir hesaplaşma dosyasını andırıyor. Yapılan her iyiliğin karşılığının mutlaka ödenmesi gerektiği imajı, güven duygusunu temelinden sarsıyor. &#8216;Sana o zaman yardım ettiğimde ben de bunları beklemiştim&#8217; ifadesiyle, doğal bir süreçle ilerlemesi gereken yardımlaşma eylemleri, nankör kişiler tarafından stratejik bir alacak davası şeklinde yönetiliyor.</p>
</figure>
<p><b>Sürekli bir onay ve takdir beklentisiyle çevreye yoğun baskı uygulanıyor</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/psikologlar-acikladi-nankor-kisilerin-en-cok-kullandigi-4-cumle-3-hjalzilm.jpg"/> </div>
</div>
<p>Uzmanlar son olarak bu kişilerin yeterince değer görmediklerine dair serzenişlerine dikkat çekiyor. Karşı tarafın her an teşekkür etmesi veya minnet sunması beklentisi, &#8216;Bana hiç teşekkür etmiyorsun/kıymetimi bilmiyorsun&#8217; gibi şikayetlerle, ilişkideki özgürlük alanını daraltıyor. Bu baskıcı tutum, samimi bir teşekkürden ziyade, zorunlu bir onay mekanizmasını devreye sokarak duygusal bağların kopmasına sebebiyet veriyor.</p>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/psikologlar-acikladi-nankor-kisilerin-en-cok-kullandigi-4-cumle/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat büyümesi, 40 yaş sonrası erkekleri tehdit ediyor</title>
		<link>https://haberpota.com/prostat-buyumesi-40-yas-sonrasi-erkekleri-tehdit-ediyor/</link>
					<comments>https://haberpota.com/prostat-buyumesi-40-yas-sonrasi-erkekleri-tehdit-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 02:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Fark]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar]]></category>
		<category><![CDATA[Kan]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=25370</guid>

					<description><![CDATA[Prostatın yaşla birlikte farklı bir sürece girdiğini belirten Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, “Prostatın bulunduğu anatomik konum oldukça önemlidir. Mesaneden çıkan idrar kanalı prostatın içinden geçer. Genç yaşlarda sorun yaratmayan bu durum, özellikle 40 yaş üzerinde prostat büyüdükçe idrar akışını etkileyebilir” dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Medical Park TEM Hastanesi&#8217;nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, prostatın çoğu zaman yalnızca hastalıklarıyla anıldığını ancak genç yaşlarda erkek üreme sağlığında kritik rol oynayan önemli bir organ olduğunu söyledi.</p>
</div>
<div>
<p>Prostattaki hastalıkların genç yaşlarda genellikle fark edilmediğine değinen Prof. Dr. Kaplan, “Oysa prostat, salgıladığı özel sıvı sayesinde sperm hücrelerinin hareketini kolaylaştırır ve yumurtaya daha hızlı ulaşmalarını sağlar. Aynı zamanda sperm DNA’sını olası hasarlardan koruyarak üreme sürecinde önemli bir görev üstlenir” diye konuştu.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>‘PSA’NIN ASIL GÖREVİ FARKLI’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Prostatın salgıladığı sıvı içerisinde PSA adı verilen önemli bir protein bulunduğunu ifade eden Kaplan, “PSA’nın asıl yeri kandan çok menidir. Bu protein, meniyi akışkan hale getirerek sperm hücrelerinin daha rahat hareket etmesini sağlar. Yani gençlik döneminde prostat, yeni bir hayatın başlamasında sessiz bir yardımcıdır&#8221; ifadelerini kullandı. </p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>‘YAŞLA BİRLİKTE TABLO DEĞİŞİYOR’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Prostatın yaşla farklı bir sürece girdiğini belirten Prof. Dr. Kaplan, “Prostatın bulunduğu anatomik konum oldukça önemlidir. Mesaneden çıkan idrar kanalı prostatın içinden geçer. Genç yaşlarda sorun yaratmayan bu durum, prostat büyüdükçe idrar akışını etkileyebilir” açıklamasında bulundu.</p>
</div>
<div>
<p>Özellikle 40’lı yaşlardan sonra prostatın büyüme eğilimi gösterdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kaplan, “Bu büyüme idrar kanalını daraltarak idrar yapmayı zorlaştırabilir. İdrar akımında zayıflama, sık idrara çıkma ve gece uykudan uyandıran idrar hissi en sık görülen belirtiler arasındadır” dedi.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span> ‘İLERLERSE CİDDİ SORUNLARA YOL AÇABİLİR’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Bu durumun yalnızca konforu etkilemediğini söyleyen Prof. Dr. Kaplan, “Zamanla mesanenin tam boşalamamasına neden olabilir. İleri durumlarda mesane fonksiyonları bozulabilir ve hatta kronik böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir” diye konuştu. </p>
</div>
<div>
<p>Prof. Dr. Kaplan, bu tablonun tıpta &#8216;Benign Prostat Hiperplazisi&#8217; yani iyi huylu prostat büyümesi olarak adlandırıldığını belirtti.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>‘PSA HASTALIKLARIN DA HABERCİSİ OLABİLİR’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Prostat hastalıklarında hücre yapısının değişmesiyle PSA’nın da farklı davrandığını ifade eden Prof. Dr. Kaplan, “Normalde menide bulunması gereken PSA, bazı hastalıklarda kana daha fazla geçer. Bu nedenle PSA testi, başta prostat kanseri olmak üzere prostat hastalıklarının değerlendirilmesinde önemli bir belirteçtir” açıklamasında bulundu.</p>
</div>
<div>
<p>Prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen kanserlerden biri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kaplan, erken tanının önemine dikkat çekti.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span> ‘AYNI ORGAN, FARKLI DÖNEMLERDE FARKLI ROL OYNAR’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Prostatın yaşam boyunca farklı roller üstlendiğini belirten Prof. Dr. Kaplan, “Aynı organ ve aynı madde, gençlikte üreme sürecine katkı sağlarken ilerleyen yaşlarda hastalıkların habercisi olabilir” dedi.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span> ‘DÜZENLİ KONTROL HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR’</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Vücudun zamanla çeşitli sinyaller verdiğini ifade eden Kaplan, “Bu sinyaller bazen basit bir rahatsızlık hissiyle, bazen de yalnızca küçük bir kan değeri değişikliğiyle ortaya çıkar. Önemli olan bu işaretleri fark etmek ve ciddiye almaktır” ifadelerini kullandı. </p>
</div>
<div>
<p>Hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaplan, “50 yaşından sonra yılda bir kez üroloji uzmanına başvurularak prostat kontrolü yaptırılması gerekir” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/prostat-buyumesi-40-yas-sonrasi-erkekleri-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda ani kusma ve ishal norovirüsün habercisi olabilir</title>
		<link>https://haberpota.com/cocuklarda-ani-kusma-ve-ishal-norovirusun-habercisi-olabilir/</link>
					<comments>https://haberpota.com/cocuklarda-ani-kusma-ve-ishal-norovirusun-habercisi-olabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 02:06:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sıvı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=25367</guid>

					<description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayhan Yaman, özellikle çocuklarda ani başlayan kusma ve ishal şikayetlerinin norovirüs enfeksiyonunun habercisi olabileceğini belirtti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Yaman, norovirüsün mide ve bağırsak sistemini etkileyen oldukça bulaşıcı bir viral enfeksiyon olduğunu, hastalığın özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda hızla yayılabildiğini aktardı.</p>
</div>
<div>
<p>Yaman, &#8220;Norovirüs mide bulantısı, ani kusma, sulu ishal, karın ağrısı ve halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkan bir mide-bağırsak enfeksiyonu. Özellikle çocuklarda kısa sürede sıvı kaybına yol açabildiği için dikkatli olunmalı. Ani kusma ve ishal, norovirüs habercisi olabilir. &#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
</div>
<div>
<p>Norovirüsün temas yoluyla kolayca bulaşabildiğini vurgulayan Yaman, özellikle kreş, okul ve toplu yaşam alanlarında virüsün kısa sürede yayılabildiğine dikkati çekti.</p>
</div>
<div>
<p>Yaman, kirli yüzeylerin, ortak kullanım alanlarının, enfekte gıdaların ve hijyen eksikliğinin bulaşta önemli rol oynadığını, çocukların el hijyenine dikkat edilmesi ve ortak eşya kullanımında sınırlandırılmaya gidilmesinin önem taşıdığını vurguladı.</p>
</div>
<div>
<p>Norovirüs enfeksiyonunda en büyük risklerden birinin sıvı kaybı olduğuna değinen Yaman, şunları kaydetti:</p>
</div>
<div>
<p>&#8220;Özellikle küçük çocuklarda belirtiler yakından takip edilmeli. Ağız kuruluğu, gözyaşında azalma, halsizlik ve idrar miktarında düşüş gibi belirtiler, sıvı kaybına işaret edebilir. Bu durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Norovirüs, viral bir enfeksiyon ve temel yaklaşım, sıvı kaybını önlemek. Çocuğun yeterli sıvı tüketmesi sağlanmalı, ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınılmalı. Doktor önerisi olmadan antibiyotik kullanılmamalı.&#8221;</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/cocuklarda-ani-kusma-ve-ishal-norovirusun-habercisi-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günde yarım saat egzersiz milyonların etkilendiği hastalığı önlüyor</title>
		<link>https://haberpota.com/gunde-yarim-saat-egzersiz-milyonlarin-etkilendigi-hastaligi-onluyor/</link>
					<comments>https://haberpota.com/gunde-yarim-saat-egzersiz-milyonlarin-etkilendigi-hastaligi-onluyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 11:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Belirti]]></category>
		<category><![CDATA[Egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Etki]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[Orta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=24067</guid>

					<description><![CDATA[Egzersizin ruh haline iyi geldiği uzun zamandır biliniyor. Ancak yeni araştırmalar, tek bir egzersiz seansının bile hızlı etki gösterebileceğini ortaya koyuyor. 30 dakikalık orta tempolu koşu ya da yürüyüş, bazı kişilerde kaygı ve depresif ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div>
<div>
<p>Egzersizin ruh haline iyi geldiği uzun zamandır biliniyor. Ancak yeni araştırmalar, tek bir egzersiz seansının bile hızlı etki gösterebileceğini ortaya koyuyor. 30 dakikalık orta tempolu koşu ya da yürüyüş, bazı kişilerde kaygı ve depresif belirtileri kısa sürede hafifletebilir. Araştırmacılar, bu etkinin adiponektin adlı hormonla bağlantılı olabileceğini belirtiyor. Yine de egzersizin tıbbi tedavinin yerine geçmediğini unutmamak gerekiyor.</p>
</div></div>
<p><b>Yarım saatlik egzersiz ruh halini hızlıca değiştirebilir</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/gunde-yarim-saat-egzersiz-milyonlarin-etkilendigi-hastaligi-onluyor-0-6fJHvU32.jpg"> </div>
</div>
<p>Hong Kong Polytechnic University’den araştırmacıların da yer aldığı çalışma, tek seferlik orta yoğunlukta egzersizin ruh hali üzerindeki hızlı etkisini inceledi. Araştırmada 18-40 yaş aralığındaki 40 yetişkin, 30 dakika boyunca koşu bandında egzersiz yaptı. Katılımcılar egzersizden önce ve sonra ruh hali değerlendirmesi doldurdu. Sonuçlarda hem kaygı ve depresyon belirtisi olanlarda hem de belirtisi olmayanlarda ruh halinde anlamlı bir iyileşme görüldü. Belirti yaşayan katılımcılarda öfke, kafa karışıklığı, yorgunluk, depresyon ve kaygı puanlarının düştüğü aktarıldı.</p>
<p>Bulgu, &#8216;spor yapınca iyi hissettim&#8217; cümlesinin yalnızca kişisel bir his olmadığını gösteriyor. Araştırmacılar, tek bir egzersiz seansının bile hızlı bir antidepresan etki yaratabileceğini belirtiyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Çalışma egzersizin ruh haline katkısını gösterse de depresyon tedavisi için tek başına yeterli olduğu anlamına gelmiyor. </p>
<p>Özellikle klinik depresyon, kaygı bozukluğu ya da düzenli ilaç kullanımı olan kişilerin egzersizi destekleyici bir yöntem olarak değerlendirmesi ve gerekiyorsa uzmana danışması daha doğru olur.</p>
</figure>
<p><b>Etkinin arkasında adiponektin hormonu olabilir</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/gunde-yarim-saat-egzersiz-milyonlarin-etkilendigi-hastaligi-onluyor-1-z8eRslPT.jpg"> </div>
</div>
<p>Araştırmacılar, egzersizin ruh halini neden bu kadar hızlı etkileyebildiğini anlamak için fare deneyleri de yaptı. Moleküler Psychiatry’de yayımlanan çalışmaya göre orta yoğunlukta tek seferlik egzersizden sonra farelerde adiponektin adlı hormonun hem kanda hem de beynin duygusal düzenlemeyle ilişkili bölgelerinde arttığı görüldü. </p>
<p>Adiponektin, yağ dokusu tarafından salgılanan bir hormon olarak biliniyor. Çalışmada bu hormonun beyindeki AdipoR1 adlı reseptörü etkilediği ve anterior singulat korteks bölgesindeki bazı sinir hücrelerini aktive ettiği belirtildi.</p>
<p>Bu mekanizma oldukça önemli çünkü araştırmacılara göre egzersizin ruh hali üzerindeki etkisi yalnızca “endorfin salgılandı, iyi hissettirdi” açıklamasından ibaret olmayabilir. Adiponektin, AdipoR1 ve APPL1 üzerinden gelişen sinirsel değişimler, beyindeki bağlantıların güçlenmesine katkı sağlayabilir. Farelerde egzersiz sonrası görülen olumlu davranış etkilerinin 24 saate kadar sürdüğü, 48 saatte ise azaldığı bildirildi. İnsanlarda bu etkinin ne kadar sürdüğü ise henüz net olarak ölçülmüş değil.</p>
</figure>
<p><b>Yarım saatlik hareket bile ruh halini değiştirebilir</b></p>
<figure>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://haberpota.com/wp-content/uploads/2026/05/gunde-yarim-saat-egzersiz-milyonlarin-etkilendigi-hastaligi-onluyor-2-IuYr6w3R.jpg"> </div>
</div>
<p>Araştırmanın en dikkat çeken tarafı, etkinin uzun bir spor programından değil, tek bir egzersiz seansından sonra görülmesi. Yani saatlerce spor salonunda kalmak ya da ağır antrenman yapmak gerekmiyor. Orta tempolu 30 dakikalık bir yürüyüş, koşu bandında hafif bir tempo ya da bedeni biraz hareket ettiren benzer bir aktivite bile ruh halinde hızlı bir değişim yaratabiliyor.</p>
<p>Bilim insanlarına göre egzersizden sonra ortaya çıkan bu iyi his, yalnızca &#8216;spor yaptım, kendimi iyi hissediyorum&#8217; düşüncesinden ibaret olmayabilir. Vücutta salgılanan adiponektin hormonu beyne ulaşıyor ve duyguları düzenleyen bölgelerde bazı değişimleri tetikliyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde bu etkinin 24 saate kadar sürdüğü görüldü. İnsanlarda ne kadar sürdüğü henüz net değil ama araştırma, kısa süreli hareketin bile ruh halini toparlamada etkili olabileceğini gösteriyor.</p>
</figure>
<p>Kaynak: Onedio</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/gunde-yarim-saat-egzersiz-milyonlarin-etkilendigi-hastaligi-onluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merdiven altı güzellik merkezleri tehlike saçıyor</title>
		<link>https://haberpota.com/merdiven-alti-guzellik-merkezleri-tehlike-saciyor/</link>
					<comments>https://haberpota.com/merdiven-alti-guzellik-merkezleri-tehlike-saciyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 02:36:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İşlem]]></category>
		<category><![CDATA[Laboratuvar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=23719</guid>

					<description><![CDATA[Merdiven altı güzellik merkezlerinin denetlenmesi gerektiğini ifade eden Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin, "Denetimden uzak şekilde ve adına da resmi bir karşılığı olmayan ’estetisyen’ ünvanını verdikleri insanlarla, ’seni güzelleştireceğiz, gençleştireceğiz’ vaatleri ile kesip doğruyorlar" dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>Denetimden uzak olan güzellik merkezlerinde sağlık işlemleri yapıldığını söyleyen Başkan Şahin, &#8220;Merdiven altı sistem diye tabir ettiğimiz güzellik merkezleri gözümüzün önünde yüzlerce adeta. Denetimden uzak şekilde ve adına da resmi bir karşılığı olmayan estetisyen ünvanını verdikleri insanlarla, seni güzelleştireceğiz, gençleştireceğiz vaatleri ile kesip doğruyorlar. Hiçbir yasal denetimi yok, hiçbir takip sistemi yok, başıboş bırakılmış bir alan. Bu durumun en acı tarafı, bu sisteme çantacılık yapan doktorların da bulunması. Bazı malzemeleri yalnızca doktorlar kendi kodları ile alabiliyorlar. Bu kodla malzemeleri alıp, çantacılık yaparak bu güzellik merkezlerine satıyorlar. Daha da kötüsü, hiçbir denetime tabi tutulmadan, merdiven altı üretimle her tarafta satılabiliyor. Bu durum insan sağlığını ilgilendiriyor. İnsanımızın sağlığı bu kadar ucuz olmamalı. Biz Uganda değiliz, bu tür vaatler rahat rahat yapılamamalı. Eğer devletten çekinmeleri olmazsa, bu insanların bizim sağlığımıza da bir kıymeti olmaz. Burada sağlık işlemi yapılıyor. İnsanların kör olmasını, burunlarının üzerini kaybetmesini, kulağını duyacağını engelleyici işler yapılıyor, bunlar sağlıkla alakalı&#8221; şeklinde konuştu.</p>
</div>
<div>
<p><b></p>
<div>
<div><span>&#8220;Nasıl bu kadar rahat insanların sağlığıyla oynayabiliyorlar?&#8221;</span></div>
</div>
<p></b></p>
</div>
<div>
<p>Laboratuvarda yapılması gerek işlemlerin, güzellik merkezleri kendileri yapıyormuş gibi lanse ettiklerini belirten Şahin, &#8220;Mezoterapi dediğimiz işlem bir laboratuvarda yapılması gereken bir işlem. İnsanların gerek selülitleri gerekse saçlarıyla alakalı vaatlerde bulunarak, ’Biz laboratuvarda kanlarınızı ayrıştırıyoruz, bunu da enjekte edip sağlıklı olmanızı sağlıyoruz’ diyorlar. Bir kere bunun laboratuvarda yapılması lazım. Burada laboratuvar olmadığı gibi olsa bile işleyecek bir yetkili yok. Bunun eğitimini almış birisi yok. Nasıl bu kadar rahat insanların sağlığıyla oynayabiliyorlar? Dalga geçer gibi insanların kanlarını alıyorlar, ayrıştırma yapar gibi yapıp insanların vücuduna su enjekte ediyorlar. Bunu da parayla satıyorlar. Bu kadar başıboş bir sistemin denetlenmemesi bu ülkenin yasal olarak bir ayıbı. Tüketicilere çağrımız da her halükarda kim yaparsa yapsın, sağlığınızı etkileyen bu işlem sizi güzelleştirmez. Yüz güzelliğine değil, gönül ve ahlak güzelliğine odaklanın&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/merdiven-alti-guzellik-merkezleri-tehlike-saciyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı tuz tüketimi hangi hastalıklara neden oluyor? Uzmanı uyardı</title>
		<link>https://haberpota.com/asiri-tuz-tuketimi-hangi-hastaliklara-neden-oluyor-uzmani-uyardi/</link>
					<comments>https://haberpota.com/asiri-tuz-tuketimi-hangi-hastaliklara-neden-oluyor-uzmani-uyardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 02:12:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[İfade]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=23713</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de günlük tuz tüketiminin Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği seviyenin 2-3 katına çıktığı belirtildi. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, aşırı tuz tüketiminin hipertansiyon başta olmak üzere kalp, böbrek ve damar hastalıkları riskini artırdığını söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, Türkiye’de tuz tüketiminin önerilen sınırların üzerinde seyrettiğini belirterek, aşırı tuz alımının özellikle kalp ve damar sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğunu ifade etti.</p>
</div>
<div>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün erişkin bireyler için günlük 5 gramın altında tuz tüketimi önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sünbül, Türkiye’de yapılan çalışmalara göre günlük ortalama tüketimin 10-15 gram seviyesinde olduğunu söyledi. Sünbül, bu durumun önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturduğunu kaydetti.</p>
</div>
<div>
<p><b></p>
<div>
<div><span>Aşırı tuz tüketimi hangi hastalıklara yol açıyor?</span></div>
</div>
<p></b></p>
</div>
<div>
<p>Prof. Dr. Murat Sünbül’e göre yüksek tuz tüketimi vücutta sodyum ve su tutulmasına neden oluyor. Bu durum damar içi hacmi artırarak kan basıncının yükselmesine yol açıyor.</p>
</div>
<div>
<p>Prof. Dr. Sünbül, uzun vadede ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarını şöyle sıraladı:</p>
</div>
<div>
<p>Hipertansiyon</p>
</div>
<div>
<p>Koroner arter hastalığı</p>
</div>
<div>
<p>Kalp yetersizliği</p>
</div>
<div>
<p>İnme</p>
</div>
<div>
<p>Kronik böbrek hastalığı</p>
</div>
<div>
<p>Sünbül ayrıca yüksek tuz tüketiminin osteoporoz ve mide kanseriyle de ilişkili olabileceğini belirtti.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>Gizli tuz kaynaklarına dikkat çekildi</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Toplumda tuz tüketiminin çoğunlukla sofrada kullanılan tuzla ilişkilendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Sünbül, toplam tuz alımının büyük bölümünün işlenmiş ve paketli gıdalardan kaynaklandığını söyledi.</p>
</div>
<div>
<p>Prof. Dr. Sünbül’e göre gizli tuz kaynakları arasında şu ürünler yer alıyor:</p>
</div>
<div>
<p>Ekmek</p>
</div>
<div>
<p>Peynir</p>
</div>
<div>
<p>Zeytin</p>
</div>
<div>
<p>Şarküteri ürünleri</p>
</div>
<div>
<p>Hazır çorbalar</p>
</div>
<div>
<p>Soslar</p>
</div>
<div>
<p>Fast-food ürünleri</p>
</div>
<div>
<p>Sünbül, yalnızca sofradaki tuzluğu kaldırmanın yeterli olmayacağını, gıda tercihlerinin de gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>Çocuklukta başlayan alışkanlıklar risk oluşturuyor</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Çocukluk döneminde yüksek tuz tüketiminin ilerleyen yaşlarda sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğini belirten Prof. Dr. Sünbül, erken yaşta fazla tuz tüketiminin kan basıncını yükselttiğini ve erişkin dönemde hipertansiyon riskini artırdığını ifade etti.</p>
</div>
<div>
<p>Ayrıca çocuklarda tuzlu ve işlenmiş gıdalara yönelik tat alışkanlığının gelişebileceğini kaydeden Sünbül, bunun obezite, damar sertliği ve böbrek hastalıkları riskini artırabileceğini söyledi.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>“Tuzun türü değil, miktarı önemli”</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Kaya tuzu, deniz tuzu veya Himalaya tuzu gibi alternatiflerin daha sağlıklı olduğu yönündeki yaygın görüşe de değinen Prof. Dr. Sünbül, bu tuzların büyük bölümünün sodyum klorür içerdiğini belirtti.</p>
</div>
<div>
<p>Sünbül, kardiyovasküler açıdan belirleyici unsurun tuzun türü değil miktarı olduğunu ifade ederken, iyot eksikliğinin önlenmesi açısından iyotlu tuz kullanımının önem taşıdığını söyledi.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>Tuz tüketimini azaltmak için öneriler</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Prof. Dr. Murat Sünbül, günlük yaşamda uygulanabilecek bazı alışkanlık değişiklikleriyle tuz tüketiminin azaltılabileceğini belirtti.</p>
</div>
<div>
<p>Sünbül’ün önerileri şöyle:</p>
</div>
<div>
<p>İşlenmiş gıda tüketimini azaltmak</p>
</div>
<div>
<p>Düşük sodyumlu ürünleri tercih etmek</p>
</div>
<div>
<p>Yemeklerde tuzu kademeli azaltmak</p>
</div>
<div>
<p>Baharat ve doğal aromaları kullanmak</p>
</div>
<div>
<p>Tuzluk kullanımını bırakmak</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div><strong></p>
<div>
<div><span>Dışarıda yemek yerken az tuzlu tercih yapmak</span></div>
</div>
<p></strong></div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Prof. Dr. Sünbül, kalp ve böbrek sağlığını korumak için en etkili adımlardan birinin tuz tüketimini azaltmak olduğunu belirterek, sürdürülebilir alışkanlıkların uzun vadede önemli sağlık kazanımları sağlayacağını ifade etti.</p>
</div>
</div>
<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/asiri-tuz-tuketimi-hangi-hastaliklara-neden-oluyor-uzmani-uyardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa Obezite Kongresi bu yıl Türkiye&#8217;de düzenleniyor</title>
		<link>https://haberpota.com/avrupa-obezite-kongresi-bu-yil-turkiyede-duzenleniyor/</link>
					<comments>https://haberpota.com/avrupa-obezite-kongresi-bu-yil-turkiyede-duzenleniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 21:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=23607</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa Obezite Kongresi bu yıl Türkiye'de düzenlenirken, Türkiye'de yetişkinlerin yüzde 36'sının obeziteyle yaşadığı ve Avrupa'nın en kilolu olduğu belirtildi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p>Obezite alanındaki en önemli bilimsel organizasyonlardan biri kabul edilen Avrupa Obezite Kongresi (ECO), bu yıl 12-15 Mayıs tarihleri arasında Türkiye&#8217;de düzenleniyor.</p>
<p>Günümüzde dünya genelinde yaklaşık 1 milyar insanı etkileyen obezite, salgın boyutuna ulaşmış bir hastalık olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Türkiye nüfusunun yüzde 36&#8217;sı obezite ile yaşarken, fazla kilolu bireyler de eklendiğinde Türkiye&#8217;nin Avrupa&#8217;nın en kilolu ülkesi olduğu görülüyor.</p>
<p>Avrupa Obezite Kongresi&#8217;nin sponsorları arasında bulunan Lilly Türkiye Genel Müdürü Ryan Dawson, &#8220;Araştırmalar Türkiye&#8217;de obezitenin görülme sıklığının yetişkinlerde yüzde 36 olduğunu ve Avrupa kıtasındaki en kilolu ülke konumuna geldiğimizi gösteriyor. Bu nedenle kongrenin bu yıl ülkemizde yapılması daha da büyük anlam taşıyor&#8221; dedi.</p>
<p>Lilly Türkiye, obeziteye ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla uluslararası kongreyle eş zamanlı olarak 11-15 Mayıs 2026 tarihleri arasında Hope Alkazar&#8217;da &#8220;Obezite: Görünmeyen Gerçekler&#8221; deneyim alanını ziyaretçilere açtı. İstiklal Caddesi üzerinde yer alan alanda ziyaretçiler, obezite hastalığına ilişkin bilimsel gerçekleri keşfetme fırsatı bulacak.</p>
<p>Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Genel Sekreteri Feray Akbaş, &#8220;Obezite vücutta yağ dokusunun artışıyla ilişkili, kronik, tekrarlayıcı ve tedavi edilebilir bir hastalık olsa da bugün dünya genelinde yaklaşık 1 milyar insanı etkileyen bir salgın boyutuna ulaşmış durumda. Ülkemizde de yaklaşık 18 milyon kişinin obezite ile yaşadığı biliniyor. Öyle ki obezite diyabet, kalp hastalığı, inme ve bazı kanser türleri dahil olmak üzere birçok ciddi hastalığa yol açabiliyor. Bu hastalıklar yaşam kalitesini düşürüyor ve erken ölüm riskini artırıyor. Buna karşın toplumda bu hastalığın kişisel bir tercih olduğuna dair yanlış bir algı bulunuyor&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Veri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır ise &#8220;Tüm dünya genelinde obezitenin ekonomik yükünün 2035&#8217;te 4,32 trilyon dolara ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye&#8217;ye baktığımızda, 2019 yılında aşırı kilo ve obezitenin ekonomik yükünün yaklaşık 14,64 milyar dolar olduğu biliniyor. 2060 yılında ise ekonomik yükünün 132,5 milyar dolara yükseleceği öngörülüyor ki bu da GSYH&#8217;nin yüzde 3,2&#8217;sine karşılık geliyor&#8221; dedi.</p>
</p>
<p>Kaynak: Bloomberg HT</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/avrupa-obezite-kongresi-bu-yil-turkiyede-duzenleniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güzellik Uğruna Gözünden Oluyordu</title>
		<link>https://haberpota.com/guzellik-ugruna-gozunden-oluyordu/</link>
					<comments>https://haberpota.com/guzellik-ugruna-gozunden-oluyordu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Editörü]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2025 08:26:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=22035</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Esenyurt’ta bir güzellik salonuna giderek kirpiklerini yaptırmak isteyen Dilara Çalışkan, hatalı işlem sonrasında kör olma tehlikesiyle karşılaştı. Kirpiklerine sürülen yapıştırıcının gözünün içine kaçmasıyla kısmi körlük yaşayan genç kadın, soluğu hastanede aldı. Tedavisinin devam ettiği öğrenilen Çalışkan’ın ise hatalı işlemin ardından işyerinde tehdit ve hakaretlere maruz kaldığı, sosyal medya hesapları ve cep telefonu numarasının da işyeri sahibi tarafından engellendiği iddia edildi.
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="204" data-end="609">Esenyurt Piri Reis Mahallesi’nde geçtiğimiz Çarşamba günü kirpik işlemi yaptırmak isteyen Dilara Çalışkan, iddiaya göre yanlış uygulama ve dikkatsizlik sonucu büyük bir mağduriyet yaşadı. Randevusuyla bir güzellik salonuna giden genç kadın, kendisine uygulanan modelin istediğiyle uyuşmadığını söyleyince çalışan, işlemin hemen düzeltilmesinin sakıncalı olacağını belirterek birkaç gün beklemesini önerdi.</p>
<p data-start="611" data-end="1032">Bu sırada duruma müdahale eden salon sahibi, “Yat, çıkarın hemen” diyerek çalışanlara talimat verdi. İşlem yeniden yapılırken kullanılan yapıştırıcının gözüne kaçmasıyla Çalışkan şiddetli yanma ve bulanık görme şikayeti yaşadı. Tepki gösterdiğinde ise iddiaya göre işletme sahibi genç kadına hakaret ederek üzerine yürüdü ve tehditte bulundu. Bunun üzerine polisi arayan Çalışkan, ardından hastaneye giderek muayene oldu.</p>
<p data-start="1034" data-end="1371">Acil serviste müdahale edilemeyen Çalışkan, uzman bir göz doktoruna yönlendirildi. Yapılan incelemede kullanılan kimyasal yapıştırıcının gözün iç kısmına, retinaya kadar ulaştığı ve geçici görme kaybına neden olduğu belirlendi. Tedavisi süren genç kadın hem şikâyetçi oldu hem de başkalarının aynı durumu yaşamaması için uyarıda bulundu.</p>
<p data-start="1034" data-end="1371"><strong data-start="1382" data-end="1436">“Gözüm yanmaya başladı, işlem sırasında göremedim”</strong></p>
<p data-start="1438" data-end="1499">Yaşadıklarını anlatan Dilara Çalışkan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p data-start="1501" data-end="2148">“Daha önce de kirpik yaptırdığım için rutin bir işlem gibi düşünmüştüm. Uygulama sırasında gözlerim yanmaya başladı, söylediğimde küçük bir vantilatör verip devam ettiler. İşlem bittiğinde kirpiklerin istediğim gibi olmadığını söyledim. Çalışan ‘Şimdi çıkarırsak zarar verir, 2 gün sonra düzeltelim’ dedi. Tam o sırada salon sahibi gelip tersleyerek hemen çıkarılmasını söyledi. ‘Bir şey olursa şikayetçi olurum’ dedim ama umursamadılar. Tekrar başladıklarında sürdükleri jel gözümün içine işlemeye başladı. Kirpiklerimi çekiyorlar, gözüm yanıyor ve neredeyse hiç göremiyordum. O an polisi aradım, ama onlar hatalı işlem olmadığını iddia ettiler.”</p>
<h3 data-start="2155" data-end="2181"><strong data-start="2159" data-end="2181">“Kör kalabilirdim”</strong></h3>
<p data-start="2183" data-end="2283">Gözünde kimyasal yanık tespit edilen genç kadın, durumun ciddiyetine dikkat çekerek şunları söyledi:</p>
<p data-start="2285" data-end="2608">“Hastanede acil servis müdahale edemedi, direkt uzman doktora gönderildim. Doktor, yapıştırıcının gözümün içine kadar girdiğini ve bulanık görme nedenimin bu olduğunu söyledi. O an anladım ki gerçekten kör olabilirmişim. Bu duruma sebep olanların sorumluluk almasını, başkalarının da aynı tehlikeyi yaşamamasını istiyorum.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/guzellik-ugruna-gozunden-oluyordu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açık kalp ameliyatına gerek kalmadı: 51 yaşındaki hastaya yeni kapak kasıktan takıldı</title>
		<link>https://haberpota.com/acik-kalp-ameliyatina-gerek-kalmadi-51-yasindaki-hastaya-yeni-kapak-kasiktan-takildi/</link>
					<comments>https://haberpota.com/acik-kalp-ameliyatina-gerek-kalmadi-51-yasindaki-hastaya-yeni-kapak-kasiktan-takildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Nov 2025 19:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=21492</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce 3 kez açık kalp ameliyatı olan 51 yaşındaki hastaya, bu kez Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde kasıktan girilerek yeni kapak takıldı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Daha önce 3 kez açık kalp ameliyatı geçiren 51 yaşındaki hasta Kiraz Ay, şikayetleri üzerine Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Kardiyoloji bölümünde muayene olan Ay’ın triküspit kapağında ciddi darlık ve triküspit yetersizlik saptandı. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Yayla, hasta Ay’ın açık kalp ameliyatını kaldıramayacağından dolayı nadir yapılan bir tedavi yöntemi uyguladı. Bu kez kasıktan girilerek yeni kalp kapağı takılan Ay, 1 hafta içinde normal hayatına döndü.</p>
<p>Prof. Dr. Yayla hastanın şikayetleri üzerine hastaneye geldiğini belirterek, &#8220;Hem aortuna, hem mitral kapağına, hem triküspit kapağına ayrı ayrı operasyonlar yapılmış. En son yaklaşık 2 yıl önce yine 2 kapağına ve triküspit kapağına da onarım yapılmış ve biyoprotez kapak yerleştirilmiş. Hasta bize kontrole geldiğinde şikayetleri vardı. Baktığımızda ekosunda, triküspit kapağında hem ciddi darlık, hem de ciddi triküspit yetersizliği saptadık&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Hastanın bir ameliyatı daha kaldıramayacağını dile getiren Yayla, &#8220;Hastaya endikasyon olarak tekrar ameliyatı kaldıramayacağı için biz burada femoral arterden yani kasıktan girerek, biyoprotez kapağının içine balon ekspandör bir kapak yerleştirdik&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3>&#8220;Bu uygulama nadir yapılan bir uygulama&#8221;</h3>
<p>Bu işlemin nadiren yapıldığını ve hastaların işlem sonrasında hızlı bir şekilde normal hayatlarına döndüklerini aktaran Yayla, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>&#8220;Hastanın işlem süresinde de aslında genel bir baygınlığı da olmadı. Anestezi eşliğinde bu kapağı birkaç yerde takıyoruz biz. İşlemden sonra da hasta çok rahat mobilize oldu. Hiçbir problem de olmadı. İşlemden sonra da genel durumu iyiydi. Bu uygulama nadir yapılan bir uygulama. Bizim merkezimizde de yeni yeni yapılmaya başlandı. Son yıllarda giderek artmakta. Çünkü perkütan yöntemle kapatmak ameliyat riskini daha da azalttığı için son dönemlerde yaygınlaşıyor. Bizim merkez de bunu nadir yapan üçüncü basamak merkezlerden biri.&#8221;</p>
<h3>&#8220;Zamanında ve uygun dönemde müdahale edersek hastaları kalp yetmezliğinden koruyoruz&#8221;</h3>
<p>Erken müdahalenin önemini vurgulayan Yayla, &#8220;Şimdi bu hastalar eğer bu kapaklara müdahale etmezsek zamanla kulakçık ve karıncık dediğimiz genişlemeler, kalp yetersizliği, akciğer basıncının artması sonrası akciğer yetmezliği ve akciğer basıncının artması sonrası kalp yetmezliği, vücutta ödem ve şişliklerle sık sık hastane yatışları oluyor. Eski günlük yapabildiği işleri, ev işlerini ya da günlük yaşantısını idame ettiremiyor. Daha çabuk yoruluyor. Bir iki kat merdiven çıkarken daha çok zorlanıyor. En sonunda da kalp fail edip belki de kalp yetmezliğine hastalar vefat ediyor. Biz buraya zamanında ve uygun dönemde müdahale edersek hastaları kalp yetmezliğinden koruyoruz. Günlük yaşamlarında yine aynı şekilde hastanın yaşam kalitesinde düzelme sağlanıyor. Yine bu ölüm veya hastaneye yatışları da azaltan bir işlem olarak günümüzde yer alıyor&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3>&#8220;Önceki ameliyatlar çok zordu&#8221;</h3>
<p>Hasta Kiraz Ay, geçirdiği işlemin önceki ameliyatlara göre daha kolay ve rahat olduğunu belirterek, &#8220;Şu an iyiyim. Ameliyat kararı alındığında üzüldüm, çok stres yaptım yoğun bakıma yatacaksın deyince şok oldum. 1 yıl anca olmuştu ameliyat olalı. Önceki ameliyatlar çok zordu. 2 kişi kaldırıp yatırıyor. Tek başına kalkamıyorsun, oturamıyorsun hiçbir ihtiyacını karşılayamıyorsun. Bu daha rahat. 1 hafta içinde toparlıyorsun ama diğer ameliyatlarda 2 -3 ay yatıyorsun sırt üstü hiç kalkmadan&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/acik-kalp-ameliyatina-gerek-kalmadi-51-yasindaki-hastaya-yeni-kapak-kasiktan-takildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Meme kanseri tedavisi alan her 5 kadından birinde lenfödem gelişme riski vardır&#8221;</title>
		<link>https://haberpota.com/meme-kanseri-tedavisi-alan-her-5-kadindan-birinde-lenfodem-gelisme-riski-vardir/</link>
					<comments>https://haberpota.com/meme-kanseri-tedavisi-alan-her-5-kadindan-birinde-lenfodem-gelisme-riski-vardir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 10:28:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser erken tanı]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=21303</guid>

					<description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Figen Ayhan, "Meme kanseri tedavisi alan her 5 kadından birinde lenfödem gelişme riski vardır. Fazla kilolu, koltuk altından lenf cerrahisi geçiren ve/veya ışın tedavisi alan, aynı taraf kol veya memeden enfeksiyon geçiren ve bazı kemoterapileri alan hastalar yüksek risk grubundadır" dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Meme kanseri kadınlarda yaygın bir kanser türü olmaya devam ediyor. Meme kanseri cerrahisi geçiren, kemoterapi ve ışın tedavisi alan her 5 kadından 1’inde yıllar sonra bile sıklıkla kolda ve elde görülen ani şişliklerin ise lenfödem belirtisi olabileceği belirtildi. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. F. Figen Ayhan, lenfödem erken teşhis edilmezse fonksiyon kaybına kadar gidebileceğini belirterek, hastalara bedenlerini izleme çağrısında bulundu. Prof. Dr. Ayhan ayrıca, erken teşhisin lenfödemiden korunmanın en etkili yolu olduğunu vurguladı.</p>
<h3>&#8220;Erken tanı ve tedavi almayan lenfödem kronik bir hastalığa dönüşür&#8221;</h3>
<p>Erken tanının her hastalıkta olduğu gibi lenfödemde de önemli bir yere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Ayhan, &#8220;Meme kanseri tedavisi alan her 5 kadından birisinde lenfödem gelişme riski vardır. Fazla kilolu, koltuk altından lenf cerrahisi geçiren ve/veya ışın tedavisi alan, aynı taraf kol veya memeden enfeksiyon geçiren ve bazı kemoterapileri alan hastalar yüksek risk grubundadır ve yakın takip edilmelidir. Beden dikkatle izlenmeli, erkenden teşhis edilmelidir. Lenfödemden korunma ve erken tanı ile tedavisi mümkündür. Erken tanı ve tedavi almayan lenfödem kronik bir hastalığa dönüşür, önemli fonksiyon kayıpları meydana gelebilir. Bu hastalar da tam teşekküllü hastanelerin uzman lenfödem kliniklerinde yaşam boyu sağlıklı diyet, cilt bakımı, manuel lenfatik drenaj masajı, bandaj, gündüz veya gece giysileri ile egzersiz programı almalıdır&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;Meme ameliyatı sonrası egzersizlere başlanmalıdır&#8221;</h3>
<p>Prof. Dr. F. Figen Ayhan, meme kanseri hastalarına özel lenfödem tedavisine ilişkin şöyle konuştu:</p>
<p>&#8220;Tedavide ödem düzeyini mümkün olabildiğince azaltmak veya gidermek, enfeksiyon riskini azaltmak, lenfödemli bölgelerin fonksiyonel kapasitesini en üst düzeye çıkarmak ve kozmetik görünümü olabildiğince düzeltmek amaçlanır. Meme ameliyatı sonrası erken dönemde omuzun tam eklem açıklığını kazanmaya yönelik egzersizlere başlanmalıdır. Ameliyat ve ışın tedavisi sonrası erken dönemde ödemi artırabilecekleri için dirençli egzersizlerden kaçınılmalıdır. Daha sonraki dönemde kompleks dekonjestif tedavinin bir parçası olarak çok katlı bandajlama veya basınç giysisi kullanılarak eklem hareket açıklığı egzersizleri, germe egzersizleri, kademeli olarak direncin artırıldığı güçlendirme egzersizleri ve kardiyo egzersizleri olarak da bilinen kondisyon artırmaya yönelik aerobik egzersizler ile devam edilmelidir. Hem lenf hem de toplardamar (venöz) dolaşımdaki akımı bozarak lenfödemi arttırmaları nedeniyle eklem hareketi yapılmadan kas kasılmaları ile güçlendirmenin sağlandığı izometrik egzersizlerden kaçınılmalıdır. Meme kanseri ile ilişkili lenfödem risk grubunda olan kadınlar yılda bir kez lenfödem uzmanına başvurmalı ve kolunda şişlik hisseden her meme kanseri tanılı kadın da aynı uzmandan lenfödem tedavisini almalıdır.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/meme-kanseri-tedavisi-alan-her-5-kadindan-birinde-lenfodem-gelisme-riski-vardir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İnme önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık&#8221;</title>
		<link>https://haberpota.com/inme-onlenebilir-ve-tedavi-edilebilir-bir-hastalik/</link>
					<comments>https://haberpota.com/inme-onlenebilir-ve-tedavi-edilebilir-bir-hastalik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:56:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=20726</guid>

					<description><![CDATA[Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Recep Baydemir ’Ekim Ayı İnme Farkındalık Ayı’ dolayasıyla açıklama yaptı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Doç. Dr. Öğretim Üyesi Recep Baydemir; İnmeyi önlemek için yapılması gerekenler konusunda farkındalık oluşturmak ve inmeye dikkat çekmek amacıyla yaptığı açıklamada; &#8220;29 Ekim’i Dünya İnme Günü olarak kutlamaktayız. İnme; halen dünyada ölüm nedenleri arasında 3. sırada, sakat bırakan hastalıklar arasında ise ilk sırada yer almaktadır. Dünyada her yıl yaklaşık 17 milyon kişi inme geçirmekte ve bunların 6 milyonu da hayatını kaybetmektedir. Her 2 saniyede 1 kişi inme geçirirken; 6 saniyede 1 kişi de inmeden hayatını kaybetmektedir&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;İnme belirtilerine dikkat etmek gerekir&#8221;</h3>
<p>Doç. Dr. Baydemir; &#8220;İnmede; kol ve bacaklarda ani başlayan tek taraflı güçsüzlük ve/veya uyuşma, konuşma güçlüğü ve bozukluğu, yüzde asimetri, çift görme, dengesizlik ve bilinç seviyesindeki değişiklikler belirtiler arasında yer almaktadır. İnme riskinin azaltılmasında; tansiyon kontrolü, sigara kullanımının önlenmesi, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve egzersiz ile kullanılan ilaçların doktor tavsiyesi ile alınması birincil yöntemlerdendir. İnme beyin damar hastalıklarında ani olarak ortaya çıkan ve çok hızlı tedavi gerektiren bir durum olması sebebiyle derhal sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir&#8221; şeklinde konuştu. Doç. Dr. Recep Baydemir; inme tedavisine ne kadar erken başlanırsa, iyileşme şansının o kadar yüksek olduğunu, son 20 yılda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri ile artık inmenin tedavi edilebilir bir hastalık haline geldiğine değindi. Doç. Dr. Baydemir; &#8220;İlk 4.5 saat içinde damar yoluyla verilen pıhtı eritici tedavi (Doku plazminojen aktivatörü-tPA) ve ilk 6 saatlik zaman diliminde (bazı durumlarda 24 saate kadar uzayabilir) uygulanan mekanik olarak pıhtı çıkarma işlemi (endovasküler trombektomi) ile hastalığa bağlı ölüm ve sakat kalma oranları anlamlı şekilde azaltma eğiliminde olduğu, tıkanan damar bölgesinde her bir dakikada yaklaşık 2 milyon sinir hücresi fonksiyonunu yitirmektedir. Bu nedenle amaç; inme vakalarının erken tanınması (Zaman=Beyin) ile uygun ileri tedavi merkezlerine yönlendirerek en kısa zamanda tıkanan damar bölgesindeki dolaşımın tekrar sağlanmasıdır&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/inme-onlenebilir-ve-tedavi-edilebilir-bir-hastalik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akran değil ‘ekran’ zorbalığı</title>
		<link>https://haberpota.com/akran-degil-ekran-zorbaligi/</link>
					<comments>https://haberpota.com/akran-degil-ekran-zorbaligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:02:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=20697</guid>

					<description><![CDATA[Bilişim Uzmanı Hakan Topuzoğlu, ailelerin ve eğitimcilerin dijital okuryazarlık konusunda daha fazla çalışma yapması gerektiğini söyleyerek, "İnsanlar artık her şeyin ekran başında olduğunu düşünerek duygularını kaybediyor" dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Dijital okuryazarlık eğitimleri verilmediği sürece insanların teknolojiyi kendi kendilerine kullanmayı öğrendiğini söyleyen Hakan Topuzoğlu, &#8220;Aslında şöyle; her zaman belirttiğimiz dijital okuryazarlık ile ilgili gerekli eğitimler verilmediği, altyapı oluşturulmadığı için ne yazık ki gençlerimiz, çocuklarımız ekran kullanmayı da teknolojiyi kullanmayı da kendi kendilerine öğreniyorlar ya da öğrenemiyorlar. Bu konuda gerekli altyapı olmadığı için ve haliyle de her bilgiye çok kolay ulaşabildiklerini düşündükleri için gerek arama motorları olsun gerek yapay zeka olsun, eskisi gibi kitap okuma alışkanlıklarının daha geride kalmasından kaynaklı olsun ya da çevresinde görebileceği örneklerin azalması sebebiyle artık her şeyin ekranda olduğunu düşünüyor ve haliyle de ekran başında da ne yazık ki duygularını birinin önünde kaybediyorlar. Tabii şöyle bu tarz platformlarda birbiri ile ilgili normal şartlarda yüz yüze söyleyemeyecekleri birçok şeyi yazabiliyorlar. Hatta bunu sadece gençlerde değil büyüklerde de yaşıyoruz. Yorumlarda böyle çok sert ve hiç akla gelmez ifadeler kullanan kişileri zaman zaman arıyorum ben. Ne söylüyorsanız bana söyleyin şimdi telefonda söyleyebilirsiniz dediğin zaman hemen ifadeleri değişiyor&#8221; dedi.</p>
<p>Topuzoğlu, dijital mecralarda insanlara zorbalık yapan kişilerin kendilerinin de mutlu olmadığını söyleyerek, &#8220;Aslında işin temelinde sosyoloji ve psikoloji de yatıyor. Yani insanların günlük hayattakinden daha farklı olma çabalarının da etkisi oluyor ve bu platformlarda birbirlerini ne yazık ki zorbalayan insanlar ya da gençler haliyle kendileri de mutlu olamıyorlar, başkalarını üzdüklerinin farkında olmuyorlar. Bu konuda hem ailelerin daha bilinçli olması özellikle öğretmenlerin, eğitimcilerin bu konuda daha fazla çalışma yapması, bu noktada hatta anaokulundan itibaren teknoloji kullanmanın öneminin anlatılması ve ‘Gerçek hayatta ne iseniz dijital ortamda o olmalısınız aynı şekilde hassasiyetle davranmalısınız’ mesajının verilmesi gerektiğine inanıyorum&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/akran-degil-ekran-zorbaligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenme alışkanlıklarının meme kanseri üzerindeki etkileri</title>
		<link>https://haberpota.com/beslenme-aliskanliklarinin-meme-kanseri-uzerindeki-etkileri/</link>
					<comments>https://haberpota.com/beslenme-aliskanliklarinin-meme-kanseri-uzerindeki-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 14:46:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=20648</guid>

					<description><![CDATA[Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, beslenme alışkanlıklarının meme kanseri üzerindeki etkileriyle ilgili olarak, "Genç yaşta yüksek lif tüketimi, ileriki yıllarda meme kanseri riskini yüzde 12 oranında azaltabilmektedir. Beslenmede çeşitlilik ve denge olmalıdır" dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri ve beslenme ilişkisi ile ilgili önemli bilgiler verdi. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre her 8 kadından 1’inin yaşamı boyunca bu hastalıkla karşılaşabildiğini belirten Diyetisyen Erden, genetik faktörlerin rolü büyük olsa da yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının meme kanseri riski üzerinde doğrudan etkili olduğunu dile getirdi.</p>
<h3>&#8220;Araştırmalar, doğru porsiyonda tüketimin riski azalttığı göstermektedir&#8221;</h3>
<p>Bitkisel besinlerin gücünün, meme kanserinden korunma ve kanser tedavisi sürecinde ispatlandığını vurgulayan Diyetisyen Erden, &#8220;Yapılan çalışmalar, doğru porsiyonda sebze ve meyve tüketiminin meme kanseri riskini azalttığını göstermektedir. Özellikle brokoli, karnabahar, lahana gibi turpgillerde bulunan sulforafan adlı bileşik, kanser hücrelerinin çoğalmasını baskılayabilmesi açısından her kadının beslenmesinde yer almalıdır. Yeterli lif alımı, bağırsak sağlığını desteklediği gibi östrojen metabolizmasını da düzenlemektedir. 90 bin kadın üzerinde yapılan bir çalışmaya göre, genç yaşta yüksek lif tüketimi, ileriki yıllarda meme kanseri riskini yüzde 12 oranında azaltabilmektedir&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3>&#8220;Şeker ve karbonhidrat riski arttırıyor&#8221;</h3>
<p>Akdeniz tipi beslenmede öne çıkan zeytinyağı ve omega-3 yağ asitlerinin, anti-inflamatuar etki göstererek iltihaplanmayı azalttığını ve koruyucu niteliği olduğunu söyleyen Diyetisyen Erden, trans ve aşırı doymuş yağların aşırı tüketiminin ise risk artışıyla ilişkilendirildiğini ifade etti. Şeker ve rafine karbonhidrat tüketiminin meme kanseri riskini artıran diğer etkenlerden biri olduğuna dikkat çeken Diyetisyen Erden, &#8220;Yüksek glisemik indeksli beslenme, insülin direncini tetikleyerek tümör hücrelerinin büyümesine zemin hazırlayabilmektedir. Bu nedenle beyaz ekmek, şekerli içecekler ve paketli gıdaların sınırlandırılması önerilmektedir. Alkol ve salam, sosis, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri de kanserojen etkilerinden dolayı meme kanseri için güçlü bir risk faktörü olarak sınıflandırılmaktadır. Risk artırıcı etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış durumdadır&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3>&#8220;Akdeniz tipi beslenme koruyucu ve destekleyici&#8221;</h3>
<p>Yeşil çayda bulunan kateşinler, domatesteki likopen, üzüm ve yaban mersinindeki polifenollerin güçlü antioksidan etki göstererek hücreleri koruduğunu belirten Diyetisyen Erden bu besinlenmede çeşitliliğin ve dengeli bir tabak düzeninin önemli olduğu konusunda uyarıda bulundu. Yapılan bilimsel çalışmalarda ortak kararın Akdeniz tipi beslenmeye yakın bir model olduğuna işaret eden Diyetisyen Erden şunları dile getirdi:</p>
<p>&#8220;Sebze, meyve, tam tahıl, baklagil, sağlıklı yağ ve balık ağırlıklı bir beslenme biçimi, hem koruyucu hem de tedavi sürecinde destekleyici rol oynamaktadır. Sağlıklı beslenme tek başına kanseri engellemez, fakat riski azaltmak ve tedavi başarısını artırmak için en güçlü yaşam tarzı araçlarından biridir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/beslenme-aliskanliklarinin-meme-kanseri-uzerindeki-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz salgın ekran bağımlılığı tehdidi büyüyor</title>
		<link>https://haberpota.com/sessiz-salgin-ekran-bagimliligi-tehdidi-buyuyor/</link>
					<comments>https://haberpota.com/sessiz-salgin-ekran-bagimliligi-tehdidi-buyuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 07:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=20279</guid>

					<description><![CDATA[Özellikle çocuklar ve gençlerde akıllı telefon, sosyal medya ve oyunlarla artan ekran süresinin dikkat eksikliği, depresyon ve kaygı bozukluklarını tetiklediğini belirten uzmanlar, günde 2 saati aşan teknoloji kullanımının ciddi riskler oluşturduğu konusunda uyarıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Son yıllarda hızla artan teknoloji bağımlılığının özellikle çocuklar ve gençler üzerinde ciddi psikolojik etkilere sebep olduğunu belirten uzmanlar, akıllı telefon, sosyal medya ve oyun bağımlılığının dikkat eksikliği, depresyon, kaygı bozuklukları ve yeme problemleriyle ilişkilendirildiğini vurguluyor. Uzmanlar, hem çocuklar hem de yetişkinler için günlük ekran süresinin 2 saati geçmemesi ve küçük yaşlarda ekran maruziyetinin minimumda tutulması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<h3>&#8220;Son zamanlarda teknoloji bağımlılığı konusunda ciddi bir artış görüyoruz&#8221;</h3>
<p>Teknoloji bağımlılığının yakın zamanlarda gündeme gelen konulardan bir tanesi olduğunu ifade eden Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, &#8220;Bizim birçok bağımlılık türümüz var. Bunlardan bir tanesi de davranışsal bağımlılıklar olarak tanımlanır. Davranışsal bağımlılıkların içerisinde son zamanlarda teknoloji bağımlılığı, telefon bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, internet bağımlılığı, oyun bağımlılığı hepsi ayrı ayrı kategoriler altında değerlendirilir. Maalesef son zamanlarda teknoloji bağımlılığı konusunda ciddi bir artış görüyoruz. Özellikle akıllı telefonların yaygınlaşması, akıllı telefonlardan dolayı insanların çok fazla vakit geçirmesi dolayısıyla çok fazla bir bağımlılık sürecinin olduğunu görüyoruz. Teknoloji bağımlılığı sonucunda görebileceğimiz en önemli faktörlerden bir tanesi çocuklarda özellikle dikkat eksikliği gelişiminin önemli bir sorun olduğunu görüyoruz. Teknoloji bağımlılığına bağlı olarak dikkatlerinin çok bozulduğunu görüyoruz. Yine teknoloji bağımlılığına bağlı olarak depresyonu, kaygı bozuklukları, yeme bozuklukları bunlarla ilgili çok ciddi çalışmalar var. Bu çalışmalar bizlere özellikle çocuk ve gençlerde çok ciddi sorunların ortaya çıkabileceğini göstermektedir&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;Hem çocuklar için hem de yetişkinler için günde 2 saatten fazla ekran ciddi risk oluşturmaktadır&#8221;</h3>
<p>Bağımlılığın yapısı itibarıyla kendini içine çeken bir durumu olduğunu belirten Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, &#8220;Bir kişi bir konuya bağımlı olduğunda o konu giderek daha çok vaktini almaya başlar. Giderek daha çok zamanı almaya başlar ve bağımlı olmaya başladığın zaman içinden çıkmak çok zor hale gelir. O yüzden bütün dünyada artık yeni normlar geliştirilmektedir. Özellikle çocuk ve gençlerle ilgili yeni normlar oluşturulmaktadır. Bunlarla ilgili kanuni düzenlemeler yapılmaktadır. Özellikle çocuklar için, gençler için lise birinci sınıfa kadar akıllı telefon alınmaması konusunda ciddi uyarılar yapılmaktadır. Yine sosyal medya hesabının açılması için en az 16 yaşından sonra olmalıdır uyarısı yapılmaktadır. Yine mümkün olduğunca kısa sürelerde ekrana maruz kalmanın önemli olduğu vurgulanmaktadır. Küçük yaşlarda özellikle ilkokuldan önce mümkün olduğunca az ekran süresinin olması gerektiği önerilmektedir. İlkokuldan sonra ise eğer verilecekse şayet çok kısa sürelerde de kısa zamanlarda verilmesi gerektiği bilgisi bulunmaktadır. Bunun yanında özellikle depresyonun, kaygı bozukluğu anlamında sıkıntı oluşturmaması için özellikle yeme bozuklukları, depresyon, kaygı bozuklukları gibi süreçlerle yapılan araştırmalarda hep şu sonuç vurgulanmaktadır. Hem çocuklar için hem de yetişkinler için günde 2 saatten fazla ekran ciddi risk oluşturmaktadır. O yüzden benim önerim; yetişkinlerin lise çağından sonra gençlerimizin ekran sürelerini mutlaka günlük kontrol etmeleri gerekmektedir. Bugün kaç saat ekrana maruz kaldım, kaç saat vakit geçirdim, bu saat süresi 2 saatten fazla mı az mı çünkü 2 saatten sonraki her bir saatin depresyon, kaygı bozuklukları, dikkatin bozulması, diğer psikopatolojiler anlamında ciddi riskler oluşturduğunu görmekteyiz. Süre ne kadar uzarsa o kadar risk altındayız. Bunu bilmek lazım&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3>&#8220;Ne kadar çok sosyal medyaya maruz kaldıysak, özellikle çocuklar ve gençler için o kadar riskimiz artıyor&#8221;</h3>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, şöyle devam etti: &#8220;Diğer yandan da özellikle uygulama anlamında hangi uygulamalarla daha çok uğraştığımız da, daha çok vakit geçirdiğimiz de çok önemli. Özellikle depresyon, kaygı bozukluğu, yeme bozukluğu ile ilgili araştırmalar hep şunu söylüyor; Ne kadar çok sosyal medyaya maruz kaldıysak, özellikle çocuklar ve gençler için o kadar riskimiz artıyor. Yine çocuk ve gençlerde özellikle oyun da büyük bir risk olarak ortaya çıkıyor ama oyundaki riskler daha çok dikkat dağınıklığı lehine görülüyor. Ama depresyon, kaygı bozukluğu, uyku bozuklukları anlamında sosyal medya bağımlılığının çok önemli olduğunu söyleyebiliriz.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/sessiz-salgin-ekran-bagimliligi-tehdidi-buyuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Grip aşısı çocuklar ve yetişkinler güvenle yapılabilir&#8221;</title>
		<link>https://haberpota.com/grip-asisi-cocuklar-ve-yetiskinler-guvenle-yapilabilir/</link>
					<comments>https://haberpota.com/grip-asisi-cocuklar-ve-yetiskinler-guvenle-yapilabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 20:11:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=20233</guid>

					<description><![CDATA[Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Sosyal Pediatrist Doç. Dr. Filiz Tubaş; grip aşısının 6 aydan büyük bebekler ve tüm yetişkinlerde güvenle yapılabileceğini belirtti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Alt solunum yolu enfeksiyonlarının en sık sebeplerinden birinin grip olduğunun altını çizen Doç. Dr. Filiz Tubaş; 6 aydan büyük bebeklerden başlayarak herkesin grip aşısını güvenle kullanabileceğini aktardı. Tubaş; &#8220;Sonbahar geldi, sonbaharla birlikte grip de yaygınlaştı. Gribe karşı alacağımız etkili önlemlerden biri, grip aşısı olmak! Ancak bu yeterince bilinmiyor ya da grip aşısına şüpheyle yaklaşılıyor. Sık sık ‘Grip önemli mi, aşı yaptıralım mı’ diye çokça soru alıyoruz. Evet; grip aşılarını yaptırmayı öneriyoruz. Çünkü güvenli bir aşı, çok uzun zamandır kullanılıyor. Ülkemizde küçük bebeklerde ve 5 yaş altı çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonlarının en sık sebeplerinden bir tanesi olan griptir. Ateş, zatürre, ishal gibi çocukların hastanede yatarak tedavi görmesi gibi bazı ağır sonuçlara yol açabiliyor. Çocukları korumak için Ekim ve Kasım ayında yaptırırsak Aralık ve Ocak aylarında gribe karşı koruma sağlamış oluyoruz. Kasım ayı sonu itibariyle enfeksiyonları sık gördüğümüz için de aşılamaların Ekim ve Kasım aylarında yapılmasını öneriyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>Grip aşısının covid aşılarından farklı tekniklerle yapıldığını da sözlerine ekleyen Doç. Dr. Filiz Tubaş; &#8220;Tek başına da uygulanabilir, diğer aşılarla da uygulanabilir. Diğer aşılarla geçimsizliği yoktur, birlikte yapılabilir. Covid aşılarından tekniği tamamen ayrıdır. 6 ay üstü bebeklere , bütün yetişkinlere ve 18 yaşına kadar bütün çocuklara güvenle uygulanabilir. Yalnızca yumurta alerjiniz veya aşının içindeki herhangi bir maddeye karşı ciddi alerjiniz varsa aşı yaptırmayı önermiyoruz&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/grip-asisi-cocuklar-ve-yetiskinler-guvenle-yapilabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanal kimlik gerçeği unutturuyor, rol karmaşası bireyi intihara sürüklüyor</title>
		<link>https://haberpota.com/sanal-kimlik-gercegi-unutturuyor-rol-karmasasi-bireyi-intihara-surukluyor/</link>
					<comments>https://haberpota.com/sanal-kimlik-gercegi-unutturuyor-rol-karmasasi-bireyi-intihara-surukluyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 13:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=19583</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Tuncay Dilci, dijitalleşmenin etkisiyle artan rol karmaşasının bireyleri dahili çöküşe ve intihara kadar sürükleyebileceğini belirterek, bunun yalnızca bireysel değil, toplumsal ölçekte de ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Günümüz dijital çağında bireylerin toplumsal, ailevi ve mesleki rollerinde yaşadığı karışıklık, uzmanlara göre ciddi bir toplumsal tehlikeye dönüşüyor. Rol karmaşasının insan psikolojisini derinden etkilediğini belirten uzmanlar, bu durumun yalnızca bireysel değil, toplumsal ölçekte de şiddet, güven kaybı ve aidiyet sorunlarını beraberinde getirdiğini ifade ediyor. Özellikle sanal kimliklerin ve dijital yaşam tarzlarının, bireylerin gerçek hayat rolleriyle çelişmesi sonucunda kimlik çatışmaları, dahili bunalımlar ve depresyon vakalarının artış gözlemleniyor. Bireyin iş, aile ve arkadaş çevresindeki rollerini tanımlayamaması, hem üretkenlikte düşüşe hem de sosyal barışın zedelenmesine neden oluyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Dijital Yaşam Enstitüsü Başkanı, Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dilci, rol karmaşasının ülke, millet ve insanlık için ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirterek, &#8220;Rol karmaşası yaşayan birey, hayattaki sınırlamalara ve rol belirsizliklerine karşı savunmasız kalıyor. Sosyal rol çatışması yaşayan kişi, kendi rolünü yerine getiremediği için toplumsal anlamda karmaşa yaşıyor. Bu durum toplum geneline yayıldığında, şiddet, çatışma, depresyon ve hatta intihar vakalarına kadar uzanıyor&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;Özellikle aile içerisindeki otorite zayıflaması, sanallaşan ilişkilerin yüzeyselleşmesiyle beraber oluşmaktadır&#8221;</h3>
<p>Prof. Dr. Tuncay Dilci, sosyal rol çatışmasına düşen bireyin toplumsal anlamda karmaşalar yaşadığını ifade ederek, &#8220;Rol karmaşası ülkemiz için, milletimiz için, hatta insanlık için tehlike doğuracak çok önemli bir durum. Çünkü rol karmaşası ile birey, hayatta sınırlamalara ve rolleri ile ilgili sınır belirsizliğinin getirmiş olduğu sorunlara karşı savunmasız bir şekilde yakalanmaktadır. Özellikle rol karmaşasında, sosyal rol çatışmasına düşen birey bir nevi dahili anlamda çatışmaları tetikleyerek kendisine düşen rolü yerine getirememekte ve toplumsal anlamda karmaşalar yaşamaktadır. Bunu toplumun geneline yaydığımız zaman, toplumda şiddet, çatışma, depresyon ve hatta intiharlara kadar çevrilen bir başkasına zarar verme ve dürtü bozukluğu dediğimiz tepkisel refleksif davranışlara kadar dönüşen bir durumdan bahsediyoruz. Bireyin iş yeri, aile, eğitim veya arkadaş ortamındaki rollerinin dijital bir yaşamın getirmiş olduğu sanal ortamın, sanal kişilikleri ile beraber yeni rol ve gerçek hayattaki rollerini doğru okuyamaması ve anlamlandıramamasının getirdiği sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Bu kapsamda dijital arkadaşlık ortamının getirmiş olduğu öğrenme açısından, çocukların öğrenme ortamından uzaklaştırılması dijital nesnelerin sürekli sorun olması değil de doğru kullanılamamasından kaynaklı bir durumdur. Özellikle aile içerisindeki otorite zayıflaması, sanallaşan ilişkilerin yüzeyselleşmesiyle beraber samimiyet, içtenlik ve benlik beyanında sorunlar oluşturmaktadır&#8221; diye konuştu.</p>
<h3>&#8220;Toplumsal anlamda ortaya koyduğu sorun, güven ve aidiyet sorunudur&#8221;</h3>
<p>Prof. Dr. Dilci, insanların sanallaşan kişilikleriyle birlikte karmaşık kimlik yapıları sorunları yaşadıklarını ifade ederek, &#8220;İş hayatı rolleri ve özel yaşam arasındaki roller, gerçek anlamda tanımlanamadığı için sınır belirsizliğinden kaynaklı olarak bireyin aşırı dijital içerik tüketimine bağlı sorunlar üretmektedir. Toplumsal anlamda ortaya koyduğu sorun, güven ve aidiyet sorunudur. İnsanlarda sanallaşan kişilikleriyle, karmaşık kimlik yapılarıyla ilgili sorunlar oluşmaktadır. Toplumsal güvenin ötesinde, sosyal sermayede azalma durumu vardır. Örneğin trafikteki kendini ifade etme biçimlerinde yaşanan sorunlar, aile içerisindeki şiddet, travmalar veya çatışmalara bağlı olarak bölünmüş aile sıkıntılarının oluşması rol karmaşasından kaynaklanmaktadır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3>&#8220;Rol karmaşası en önce sosyal barışı zedelemektedir&#8221;</h3>
<p>Prof. Dr. Dilci, insanları sosyal medya ve sanal allemdeki hallerinin gündelik hallerinden farklı olduğunu belirterek, &#8220;Sosyal kimlikte bir otorite eğitimine maruz kalan bireyin agresifleşmesi, burada kendi değeri ile karşımıza çıkan intihar, çatışma, şiddet üretme ve kendi kendine sürekli melankolik bozukluklara bağlı olarak bir takım problemlere ve psikolojik rahatsızlıklara kadar uzanan bir sorunla karşı karşıyayız diyebiliriz. Rol karmaşası en önce sosyal barışı zedelemektedir ve bireyin kimlik ile aidiyet problemleriyle iştirak eden durum, iş yerinde ve normal hayatta üretim ve performans düşüklüğüyle birlikte rol çatışmasının getirmiş olduğu gerilim ve gerginlikle bir şiddet üretme mekanizmasına dönüşmektedir. İnsanların sosyal medya veya sanal mecralardaki hâl ve hareketleri ile gerçek dünyadaki hâlleri birbirinden ayrı. Bu aradaki açı büyüdükçe kişide rol çatışması, kimlik çatışması ve iş dünyasında karmaşalar meydana gelebilmektedir&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/sanal-kimlik-gercegi-unutturuyor-rol-karmasasi-bireyi-intihara-surukluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanserinde koruyucu cerrahiler tercih ediliyor</title>
		<link>https://haberpota.com/meme-kanserinde-koruyucu-cerrahiler-tercih-ediliyor/</link>
					<comments>https://haberpota.com/meme-kanserinde-koruyucu-cerrahiler-tercih-ediliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 13:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=19573</guid>

					<description><![CDATA[Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yunus Dönder, artık hastalığın tedavisinde memeyi tamamen almak yerine koruyucu cerrahilerin tercih edildiğini söyleyerek, "Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Sevindirici olan; erken tanı konulduğu taktirde yüzde 90’lara varan başarı elde ediyoruz" dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla hastalık ile ilgili bilgiler veren Acıbadem Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yunus Dönder; &#8220;Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Sevindirici olan; erken tanı konulduğu taktirde yüzde 90’lara varan başarı elde ediyoruz. Kendi kendine muayene burada çok önem arz etmekte ancak bazen yetmeyebiliyor. Zira memede ele gelmeyen en erken dönemdeki teşhisi ancak ultrason, mamografi, mr gibi yöntemlerle sağlayabiliyoruz. O nedenle erken teşhis için mutlaka düzenli kontrol ve yaşınıza uygun taramaları yaptırmak gerekiyor. Özellikle 40 yaşından sonra yıllık kontrolle birlikte mamografi çektirilmesi çok önemli. Eğer ailede meme kanseri öyküsü varsa daha erken yaşlarda bu yöntemlere başvurulabiliyor&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;Artık memeyi tamamen almıyoruz, koruyucu cerrahileri tercih ediyoruz&#8221;</h3>
<p>Son zamanlarda hastanın yaşam kalitesini artırmak için memeyi tamamen almak yerine koruyucu cerrahi tercih ettiklerini kaydeden Dönder; &#8220;Meme kanseri tanısı konulduktan sonra hastalara uygun bir tedavi planı seçiyoruz. Eskiden memeyi tamamen alıyorduk ancak artık meme koruyucu cerrahileri tercih ediyoruz. Burada onkolojinin bize desteği fazla, biz de onkoplastik cerrahi yöntemlerini kullanarak hastalara en uygun tedavi yöntemini seçmeye çalışıyoruz. Amacımız sadece kanseri tedavi etmek değil, hastanın yaşam kalitesini de ön plana çıkararak artırmaya çalışıyoruz&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tedavi tamamlandıktan sonraki sürecin de oldukça önemli olduğunun altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yunus Dönder, &#8220;Tabii ki tedaviyi tamamladıktan sonra takip süreci de çok önemli. Medikal onkoloji tarafından hastalar takip edilmekte. Eğer ilerleyen dönemde tekrar nüks olursa veya başka bir yere metastaz olursa tekrar hastaya uygun tedavi planı öneriyoruz. Meme kanseri erken teşhis edildiğinde korkulacak bir hastalık değildir. Bu yüzden bana bir şey olmaz demeyelim ve taramalarımızı ihmal etmeyelim&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/meme-kanserinde-koruyucu-cerrahiler-tercih-ediliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanı uyardı: Su vücudun vazgeçilmezi</title>
		<link>https://haberpota.com/uzmani-uyardi-su-vucudun-vazgecilmezi/</link>
					<comments>https://haberpota.com/uzmani-uyardi-su-vucudun-vazgecilmezi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 13:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=19550</guid>

					<description><![CDATA[Kış mevsiminde vücudun su ihtiyacı azalmış gibi görünse de, uzmanlar vücudun tüm sistemlerinin sağlıklı çalışabilmesi için bu dönemde de yeterli su tüketiminin hayati önem taşıdığı konusunda uyarıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Yaz aylarında terleme nedeniyle artan su ihtiyacının farkına daha kolay varılırken, kış aylarında bu ihtiyacı çoğu zaman göz ardı ediliyor. Uzmanlar, vücuttaki toksinlerin atılmasından beyin fonksiyonlarına, cilt sağlığından bağışıklık sistemine kadar birçok hayati süreçte suyun rolünün sürdüğünü belirterek, özellikle kışın da günlük en az 2 litre su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Vücudun erkeklerde yüzde 60’ı, kadınlarda ise yüzde 50’sinin sudan oluştuğunu belirten Medicana Konya Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Devrim Deniz, &#8220;Yazın terleme ve sıcak nedeniyle doğal olarak bir su içmeye karşı yatkınlığımız oluyor. Ama kış mevsiminde bu faktörler ortadan kalktığı için otomatikman sanki su içilmeyecekmiş gibi bir alışkanlık ya da düşüncemiz gelişiyor. Su vücudun vazgeçilmezi çünkü su sayesinde bizim vücudumuzda biriken toksinleri atmaya çalışıyoruz. Cildimizde de nemliliği sağlamaya çalışıyoruz. Yine bağırsaklarımızda emilime gerekli maddeler için su gerekiyor ve bu maddeler su sayesinde rahatlıkla emilebiliyor. Kabızlıkları önleyebiliyoruz. Yaz döneminde terleme arttığı için cildimizi nemlendirebiliyoruz. Ama kış döneminde terleme azaldığı için cildimizin hem sağlığı için hem dolgun olması, daha sağlıklı olması ve nemli olabilmesi için yeteri kadar su almalıyız&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;Kışın yeteri kadar su alınmadığı dönemde gripler daha fazla olmakta ya da gribin şiddeti artabiliyor&#8221;</h3>
<p>Kış dönemlerinde ciltte pullanma tarzında susuzluğa bağlı olayların arttığını ifade eden Uzm. Dr. Devrim Deniz, &#8220;Böbreklerimiz için, vücutta toksin atma için su gerekli ve su sayesinde böbreklerimiz düzgün bir şekilde çalışıyor ve bu toksinleri atabiliyoruz. Yeteri kadar su almadığımızda bu toksinler birikiyor ve vücudumuza zararlı etkiler oluşabiliyor. Beyin fonksiyonlarımızda baş ağrısı tarzında ya da odaklanmada problemler tarzında suyu yetersiz aldığımızda tablolar gelişebiliyor. Yine vücut direncimiz için aynı şekilde su almalıyız. Kışın yeteri kadar su alınmadığı dönemde gripler daha fazla olmakta ya da gribin şiddeti artabiliyor. Kalp damar sağlığı açısından da yeteri kadar volüm olmadığında dolaşım bozukluğu gelişiyor ve buna bağlı olarak yine aynı şekilde su yetersizliğine bağlı genel yorgunluk, halsizlikler gelişebiliyor. Yine spor yapma alışkanlıklarımız oluşmaya başladı. Spor yaptıktan sonra da yeteri kadar su almazsak hastalarımızda kas ağrıları gelişebiliyor. Genel yorgunluk şikayetlerinin daha fazla olması oluşabiliyor. Şöyle bir soru aklımıza gelebilir. Çay içiyorum, kahve içiyorum. Ben sıvı alıyorum. Evet, orada bir sıvı alınıyor ama vücutta yeteri kadar sıvı kalmıyor. Çünkü bunların idrar söktürücü etkileri var. Bu nedenle vücuda aldığınız o çay ve kahvedeki suyun büyük bir kısmını atabiliyoruz. Bu nedenle onlardan bağımsız olarak yine su içmeye devam etmeliyiz&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3>&#8220;Sadece saf suyu beğenmiyorsak suyun içerisine limon, salatalık, tarçın konulabilir&#8221;</h3>
<p>Kış aylarında bir günde ne kadar su içilmesi gerektiğini anlatan Deniz, &#8220;Kilogram başına 30-35 mililitre civarında ya da kabaca 2 litre civarında bir su almak vücudumuzun işlevleri için gereklidir ve bundan vazgeçmemeliyiz. Bu bir alışkanlık, evet alışkanlıklar kısa zamanda kazanılamayabilir ama bunu kazanmak için kendimiz de gayret göstermeliyiz. Yani sadece saf suyu beğenmiyorsak içerisine limon, salatalık, tarçın konulabilir. Onları tatlandırarak ya da tadında değişiklik yapılarak bu tarzda alışkanlıklar edinilebilir. Artık teknoloji her zaman yanımızda telefonumuza uyarılar koyarak bizi bu konuda uyarı sayesinde sıvı almaya gayret edebiliriz. Bu konuda da kendimizi destekleyebiliriz&#8221; şeklinde konuştu</p>
<p>Yaş gruplarına ve özel hastalık durumlarına göre de su alımının değişebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Devrim Deniz, &#8220;Çocuk yaş gruplarımıza ortalama 1-1,5 arasında yeterken yetişkinlerde 1,5-2 litre civarına çıkmamız gerekiyor. Hastanın bir kalp yetmezliği durumu varsa ya da böbrekle ilgili bozuklukları varsa ya da elektrolitlerle ilgili bozuklukları varsa yine aşırı sıvı alımı tehlikeli olabiliyor. Genelde 4 litrenin üzerinde sıvı alımı vücudun böbrekleri düzgün çalışmıyor ise sıkıntıya sokabilir. Yani burada çok abartılı olmadan yeterli miktarda almak, dengeyi bulmak çok önemli&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/uzmani-uyardi-su-vucudun-vazgecilmezi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Menopozda hormonlar yeniden düzenlenirken sistem geçici olarak yapılandırılır&#8221;</title>
		<link>https://haberpota.com/menopozda-hormonlar-yeniden-duzenlenirken-sistem-gecici-olarak-yapilandirilir/</link>
					<comments>https://haberpota.com/menopozda-hormonlar-yeniden-duzenlenirken-sistem-gecici-olarak-yapilandirilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 19:29:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=19381</guid>

					<description><![CDATA[Menopoz döneminde hormonların yeniden düzenlenirken vücudun küçük bir devrim yaptığını, farkındalıkla bu sürecin rahat geçirilebileceğini söyleyen Medicana International Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Deniz Han Deniz, kadınlara tavsiyelerde bulundu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Deniz Han Deniz, Menopoz döneminde hormonların yeniden düzenlenirken vücudun küçük bir devrim yaptığını belirterek, &#8220;Bu dönemde vücut küçük bir devrim yapar. Hormonlar yeniden düzenlenirken sistem geçici olarak yapılandırılır. Yani bu bir arıza değil, güncellemedir&#8221; dedi.</p>
<p>Menopoz döneminde hormonların yeniden düzenlenirken vücudun küçük bir devrim yaptığını, farkındalıkla bu sürecin rahat geçirilebileceğini söyleyen Medicana International Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Deniz Han Deniz, kadınlara tavsiyelerde bulundu.</p>
<p>Dünyada her yıl 50 milyona yakın kadının girdiği menopoz döneminin doğal ve sağlıklı bir yaşam evresi olarak görülmesi gerektiğini belirten Deniz, farkındalıkla bu dönemin enerji, özgüven ve bilgelik çağına dönüşebileceğini söyledi.</p>
<p>Menopozun bir son değil, doğanın planladığı yeni bir başlangıç olduğunu vurgulayan Deniz, &#8220;Bu dönemde vücut küçük bir devrim yapar. Hormonlar yeniden düzenlenirken sistem geçici olarak yapılandırılır. Yani bu bir arıza değil, güncellemedir. Kadının gücünün yeni ritmidir. Bu dönüş yolculuğunu bastırmak değil, anlamak ve kucaklamak gerekir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>7 başlıkla menopoz süreci yönetilebilir</p>
<p>Kadınların 7 başlığa dikkat ederek bu dönemi rahat geçirebilmesinin mümkün olduğunu belirten Deniz, şu başlıkları paylaştı:</p>
<p>&#8220;Beslenmeye dikkat edilmeli. Kalsiyum ve D vitamini yönünden zengin beslenme bu dönemde kemik sağlığını korur. Sebze, meyve, tam tahıllar ve sağlıklı yağların tüketimi; şekerli, işlenmiş gıdalardan ve aşırı kafeinden kaçınılması önemlidir. Hem kemiklerin güçlenmesi hem ruh halinin iyileşmesi için hareket çok önemlidir. Haftada en az 3-4 gün düzenli egzersiz yapılmalıdır. Uyku sorunları menopozda yaygındır. Rutin oluşturarak, ekran süresini azaltıp, uyku öncesi ağır yemeklerden kaçınmak bu sorunu çözebilir. Sıcak basmalar ve terlemelerle başa çıkmak için pamuklu, bol kıyafetler tercih edilmeli. Stresi azaltmaya yönelik nefes egzersizleri, meditasyon yapılmalı. Gerekirse doktorla hormon tedavisi gibi seçenekler konuşulmalıdır. Ruh hali dalgalanmaları normaldir. Bir uzmandan veya destek grubundan psikolojik destek almak faydalı olabilir. Osteoporoz riski için kemik yoğunluğu ölçümü; mamografi, jinekolojik muayene ve kan testlerini aksatmamak, gerekirse de hormon tedavisi de değerlendirilmelidir.</p>
<p>Menopoz döneminde cinsellikten tamamen uzaklaşıldığına dair inanışlara ilişkin şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>&#8220;Vajinal kuruluk gibi sorunlar için doktor tavsiyesiyle nemlendirici veya hormon içeren ürünler kullanılabilir. Vücut değişir, hormonlar değişir ama yakınlık ve sevgi hep oradadır. Cinsellik yalnızca fiziksel bir eylem değil; duygusal bir paylaşım ve bağ kurma biçimidir. Bu nedenle menopoz, cinselliğin sonu değil; belki de yeni bir boyuta geçişidir. İletişim, menopoz döneminin sihirli anahtarıdır. Eşler anlamalı, dinlemeli, destek olmalıdır. Menopoz sadece bir ‘kadın meselesi’ değildir; birlikte yaşanan bir hayatın doğal bir evresidir. Bu süreci birlikte atlatmak için empati en iyi ilaçtır.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/menopozda-hormonlar-yeniden-duzenlenirken-sistem-gecici-olarak-yapilandirilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırgızistanlı minik Baihan, Türkiye’de yapılan kemik iliği nakliyle hayata tutundu</title>
		<link>https://haberpota.com/kirgizistanli-minik-baihan-turkiyede-yapilan-kemik-iligi-nakliyle-hayata-tutundu/</link>
					<comments>https://haberpota.com/kirgizistanli-minik-baihan-turkiyede-yapilan-kemik-iligi-nakliyle-hayata-tutundu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 08:22:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=19253</guid>

					<description><![CDATA[Aslen Kırgızistanlı olan ve Türkiye’de yaşayan ailenin 2 yaşındaki oğlu Baihan Baktybekova, kemik iliği nakli olarak sağlığına kavuştu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Kırgızistanlı bir ailenin oğlu Baihan Baktybekova, 2 yaşında lösemi tanısı aldı. Sakarya’da bir hastanede 6 ay tedavi gören Baihan, ardından kemik iliği nakli için Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne geldi. Burada muayene edilen minik Baihan’ın kemik iliği nakli olmasına karar verildi. Nakil olan Baihan, şu anda 5 buçuk yaşında ve nakil sayesinde hayatına sağlıklı bir şekilde devam ediyor. Uzmanlar, imkanı olan herkesi bir başkasının hayatına umut olabilmeleri için kök bağışçısı olmaya çağırıyor.</p>
<p>Kırgızistanlı hastanın 2 yaşında lösemi tanısı aldığını aktaran Bilir, &#8220;Bu hastamız 2 yaşında lösemi tanısı alıp, Sakarya’da ilk lösemi tedavisini alan bir hastamız. 2 yaşında tanı alıyor, 6 aylık tedavisini aldıktan sonra yüksek risk grubunda olduğu için kemik iliği nakli ihtiyacı doğuyor ve bu nedenle bizim kemik iliği nakli ünitelerimize yönlendiriliyor. Hasta aslen Kırgızistanlı, ancak şu an Türkiye’de yaşıyorlar. Hastamız 2,5 yaşındayken kemik iliği nakli yaptık ve hasta şu an sağlıklı bir şekilde hayatına devam ediyor. Şu an 5 buçuk yaşında&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3>&#8220;Nakil sonrası dönemde enfeksiyona yatkın olunabiliyor&#8221;</h3>
<p>Hastalarda nakil sonrası sürecin çok kritik olduğunu belirten Bilir, &#8220;Nakil sonrası erken dönemde hastalarımız enfeksiyonlara çok yatkın olabiliyorlar bağışıklık sistemleri de çöktüğü için. Bu nedenle hastalarda enfeksiyon görebiliyoruz. Enfeksiyonlara bağlı ateş görebiliyoruz. Bunun yanında kemoterapinin yan etkisi olarak ağız içinde yaralar, boğazlarında yaralar oluşabiliyor. İshal olabiliyorlar. Yine aynı şekilde bağırsaklarında da yaralar oluşabiliyor. Bu dönem biraz sıkıntılı atlatabiliyoruz. Yaklaşık 15-20 gün içerisinde artık verdiğimiz kemik iliği hücreleri kemik iliğine yerleşip yeni sağlıklı kan hücreleri üretmeye başladıktan sonra enfeksiyon riskimiz bir miktar azalmakla beraber iliğin reddedilmemesi için biz bu hastalara immünsüpresif tedavi veriyoruz. Bu immünsüpresif tedavi nedeniyle halen hastalar kan değerleri iyi olsa bile enfeksiyonları açık durumda yaşıyorlar. Bunu immünsüpresif tedavi kesilene kadar ailelere çocuklarının enfeksiyon kapmaması için dikkat etmeleri gerektiğini söylüyoruz&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>5 buçuk yaşındaki Baihan’ın annesi Nuriye Baktybekova, tatile gittiklerinde çocuğunun vücudunda morluklar çıktıktan sonra hastaneye gittiklerini aktararak, &#8220;Tatile gitmiştik morlaşma oldu vücudunda 2 yaşını doldurduğu için pediatri doktoruna gittik orada öğrendik&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;Başka ülkede ailemizden uzakta çok zor geçti&#8221;</h3>
<p>Hastalığını öğrendikten sonra çok zor bir süreçten geçtiklerini anlatan Baktybekova, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>&#8220;Öğrendikten sonra şok olduk sonra bir soru geldi aklıma ne için benim çocuğum hastalandı? Zor günler yaşadık. Burada yalnız olduğumuz için çok zor oldu hastalıkla karşılaşmak çok zormuş başka ülkede ailenden uzakta çok zor geçti. Ama sağ olsun hastanedeki arkadaşlarımız hasta çocukların anneleri doktorlarımız çok destek oldular. Böyle bir hastalık yaşamasaydık başka insanlara başka hasta çocuklara ve anne babalarına empati kuramayacaktık. Kendin hasta olduğunda normal gibi geçecek ama çocuğun hasta olduğunda hepsi, bitmiş gibi hissediyorsun onun için annelere hep sarılmak istiyorum onlara ne kadar güçlü olduğunu söylemek istiyorum. Çocuğun tedavi süreci çok zor oluyor. 2-3 ay hastanede olduğumuz zamanlar oldu. Küçücük odada kalıyorduk çıkmadan. Şimdi de onları düşünüyorum. Dünyanın bir yerinde küçücük bir odada çocuğuna sarılarak ağlayan bir anneyi düşünüyorum ve ona çok sarılıyorum. Onlara hep dua ediyorum. Şimdi 5 buçuk yaşında oğlum şimdi çok şükür çok iyi. Okula gidiyor kendi yaşındaki çocuklarla oynuyor o çok güzel bir duygu.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/kirgizistanli-minik-baihan-turkiyede-yapilan-kemik-iligi-nakliyle-hayata-tutundu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanı açıkladı: &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</title>
		<link>https://haberpota.com/uzmani-acikladi-erken-teshis-hayat-kurtarir/</link>
					<comments>https://haberpota.com/uzmani-acikladi-erken-teshis-hayat-kurtarir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 02:15:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=19097</guid>

					<description><![CDATA[Sivas Numune Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Meriç Emre Bostancı, erken teşhisin meme kanseriyle mücadelede en kritik adım olduğunu belirtti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyada ve Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi başarısının en yüksek olduğu hastalıklar arasında yer alıyor. Ekim ayı, her yıl olduğu gibi bu yıl da ’Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Sivas Numune Hastanesi Cerrahi Onkoloji Uzmanı ve Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Meriç Emre Bostancı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada erken teşhisin meme kanseriyle mücadelede en kritik adım olduğunu belirtti. Bostancı, insanlarda kanser bilincinin oluşturulmasının önemine vurgu yaparak, &#8220;1990’lı yılların başında pembe kurdele sembolü farkındalık kampanyalarında kullanılmaya başlandı ve zamanla dünya çapında meme kanseri farkındalığının simgesi haline geldi. Günümüzde ekim ayı boyunca düzenlenen etkinlikler, milyonlarca insanı bir araya getirerek meme kanseri bilinci oluşturmayı ve tarama testlerine erişimi artırmayı amaçlamaktadır&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;Erken tanı tedavi şansın artırır&#8221;</h3>
<p>Bostancı, erken teşhisin hayat kurtardığını belirterek, &#8220;Bu farkındalık ayı kapsamında kendinize ayıracağınız küçük bir zaman dilimi, meme kanserinin erken teşhisi için büyük bir fark oluşturabilir. Hayat kurtaran bir dokunuş, meme kanseriyle mücadelenin en kritik adımlarından biridir. Meme kanserinde erken tanı, hastalığın tedavi başarısını önemli ölçüde artıran kritik bir faktördür. Erken evrede tespit edilen meme kanseri, henüz çevre dokulara ve vücudun diğer bölgelerine yayılmadığı için tam tedavi olma şansı çok yüksektir. Aynı zamanda daha hafif tedaviler mümkün olabilmekte ve hastanın yaşam kalitesi artmaktadır. Erken tanı, mamografi ve düzenli doktor kontrolleriyle mümkündür. Özellikle 40 yaş üstü kadınların düzenli olarak meme kanseri taramalarını yaptırması, meme kanserinin erken evrede tespit edilmesinde büyük rol oynar. Kendi kendine yapılan meme muayeneleri de meme dokusundaki değişiklikleri fark etmeye yardımcı olabilir. Erken tanı ve tedavi şansını artırır ve hastanın iyileşme sürecini hızlandırır. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır, bu yüzden kendinize değer verin ve düzenli kontrolleri ihmal etmeyin&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/uzmani-acikladi-erken-teshis-hayat-kurtarir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Artritte erken tanının önemine dikkat çekildi</title>
		<link>https://haberpota.com/artritte-erken-taninin-onemine-dikkat-cekildi/</link>
					<comments>https://haberpota.com/artritte-erken-taninin-onemine-dikkat-cekildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 05:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Artrit]]></category>
		<category><![CDATA[eklem iltihaplanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=18966</guid>

					<description><![CDATA[Eklemlerin iltihaplanması (artrit) hakkında bilgiler veren İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı Şule Ketenci Ertaş, "Brusella, tüberküloz gibi mikroorganizmalar sonrasında da artrit gelişebilir" dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Acıbadem Kayseri Hastanesi İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı Şule Ketenci Ertaş, artrit hastalığının erken tanı ile eklemlerde kalıcı hasar bırakmadan tedavi edilebileceğini söyledi. Yaş gruplarına ve ek hastalıkların durumuna göre kişiye özel tedavi planı hazırlandığını belirten Ertaş, &#8220;Artrit hastalığı, eklemlerin iltihaplanmasıdır. Bizim alanımıza giren kısım, çoğunlukla bağışıklık sistemine bağlı eklem iltihaplarıdır. Ancak brusella, tüberküloz gibi mikroorganizmalar sonrasında da artrit gelişebilir. Bizim daha çok polikliniğimizi oluşturan kısım mikroorganizma dışı, iltihabi ve bağışıklık sistemi sorunlarından kaynaklanan artritlerdir. Bunların içerisinde romatoid artrit, ankilozan spondilit ya da gut artrit gelmektedir. Bu noktada bize düşen kısım bu artritleri tanımak, onlar arasındaki ayırıcı tanıyı yapabilmek ve tedavi etmektir. Bizler, yaş grubu ya da ek hastalıkların durumuna göre tanı koyma yoluna gitmeye çalışıyoruz. Kronik artritlerde erken tanı oldukça önemli&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;Tedavi aslında kişiye özel&#8221;</h3>
<p>Ertaş, kalıcı hasarın önlenmesi ve hastalığın ilerlemesinin durdurulabilmesi için erken tanının büyük önem taşıdığını belirtti. Artrit tanısı konulan bireylerde bulunan diğer hastalıkların da dikkate alınarak tedavi planının oluşturulduğuna dikkat çeken Ertaş, &#8220;Hastalığın ilerlememesi için erken tanı, hastanın yaşam kalitesi için oldukça önemli. Bu iş gücü kaybı, öğrenciler için okuldan uzak kalma ya da günlük hayatın fonksiyonlarını yerine getirememe durumuna neden olur. Bu nedenle biz 12 Ekim gününü Dünya Artrit Günü olarak farkındalığı artırmak amacıyla 1996 yılından beri toplumu bilgilendirerek, farkındalık çalışmalarıyla bu hastalığa dikkati çekmek istiyoruz. Romatolojik hastalıklarda tanı konduktan sonra hastaya uygun tedaviyi seçmeliyiz. Kortizon gibi steroid temelli ilaçları kullanabildiğimiz gibi, kortizon içermeyen ağrı kesiciler verebiliriz. Hastalığı modifiye eden, durduran, ilerlemesini engelleyen ilaçlar kullanıyoruz. Zaman zaman organ tutulumu olduğunda beyin, akciğer ya da böbrek tutulumu durumlarında daha komplike ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanıyoruz. Tedavi aslında kişiye özel. Hastalığın başlarında verdiğimiz ilaçlar ile daha geç evrelerde verdiğimiz ilaçlar farklıdır. Gebe hastalara, kalp hastası, böbrek hastalığı olan hastalarımıza verdiğimiz ilaçlar farklıdır. Aslında tedavi, her hastaya özel olarak verilen bir durumdur. En az yan etki ile en kısa sürede etki gösterecek şekilde hastaların tedavilerini düzenliyoruz&#8221; şeklinde konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/artritte-erken-taninin-onemine-dikkat-cekildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda idrar kaçırma sorununa altın öneriler</title>
		<link>https://haberpota.com/kadinlarda-idrar-kacirma-sorununa-altin-oneriler/</link>
					<comments>https://haberpota.com/kadinlarda-idrar-kacirma-sorununa-altin-oneriler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 05:04:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[idrar kaçırma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=18920</guid>

					<description><![CDATA[Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, kadınlarda sık görülen idrar kaçırma sorunu ile ilgili bilgi verdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak; her yaştan kadını etkileyen idrar kaçırma sorunu 40 yaşına gelen kadınların yaklaşık yüzde 40’ında görülebildiğini, hamilelik, doğum ve menopozdan kaynaklanan hormonal değişiklikler ile pelvik taban kaslarının zayıflaması ve mesaneye baskı yapması sonucunda ortaya çıkabildiğini aktardı. &#8220;Doğru teşhis, kişiye özel tedaviler ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde idrar kaçırmadan kurtulmak mümkün olabiliyor&#8221; diyen Ak; &#8220;İdrar kaçırma her yaştan ve her sosyal statüden kadın için önemli bir sorundur. Erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülen bir sorundur. Kadınlar yaşlandıkça istemsiz şekilde ortaya çıkan idrar kaçırma sorunu, yaşlanmanın bir sonucu olarak görülmemelidir. Özellikle gebelik sırasında veya idrar yolu enfeksiyonları nedeniyle geçici olarak idrar kaçırma sorunu ortaya çıkabilmektedir. Bu durumlarda yaşam tarzı değişiklikleri (kilo vermek gibi), pelvik taban kas eğitimi ve menopoz sonrası dönemde yapılan müdahale ile sorun olmaktan çıkmaktadır. Günde 10- 15 kez idrara çıkan bir kadının yaşam kalitesi de olumsuz etkilenmektedir. Çünkü bu sorunu yaşayan her kadın sosyal hayattan da uzaklaşmaktadır. İdrar kaçırma günlük yaşamı olumsuz etkiliyorsa bir uzman doktordan destek alınmalıdır. Kadınlar bu sorunu çoğu zaman sakladıkları için çözümünü de ertelerler. İdrar tutamama bazı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Hapşırma ve öksürme, ağır eşyalar kaldırma, ağır egzersiz yapma gibi durumlarda mesaneye baskı uygulandığında idrar kaçağı ortaya çıkabilir. Yoğun bir idrar yapma isteğinin ertelenmesi sonucunda istemsiz idrar kaçırma kaçınılmazdır. Özellikle uyku sırasında gece boyunca sık sık idrara çıkma ihtiyacı olabilmektedir. Ayrıca enfeksiyona bağlı hastalıkta ya da nörolojik bir sorunda ve şeker hastalığı gibi daha ciddi bir sorun nedeniyle ortaya çıkabilmektedir. Taşma tipi idrar kaçırmada ise mesanenin tamamen boşalmaması nedeniyle sık sık veya sürekli idrar damla damla idrar çıkışı olabilmektedir. Fiziksel veya zihinsel sorunlar idrarı kaçırmaya neden olabilmektedir. Örneğin, şiddetli artrit söz konusu ise, zamanında tuvalete yetişmekte sorun çıkmaktadır. Karma tip idrar kaçırmada ise birden fazla idrar kaçırma türü vardır. Genellikle stres bağlı idrar kaçırma ile sıkışma sonucunda sorun olmaktadır. İdrar kaçırma yani idrar veya mesane kontrolünün kaybı her üç kadından birinde görülmektedir. İdrar kaçırma sorunu belirtilere göre kişiye özel bir tedavi planıyla hareket edilmelidir ve yaşam kalitesinin yükseltilmesiyle çözülebilmektedir. İdrar kaçırmanın tedavisi ise detaylı bir tıbbi öykü ve belirtilerin ayrıntılı bir şekilde uzman hekime anlatılmasıyla başlamaktadır. İdrar kaçırmanın ne zaman ve ne sıklıkla yaşandığı sorulmalıdır. Mesaneyi etkileyecek sorunun ve semptomlara neden olabilecek diğer durumlar hekim tarafından araştırılmadır. Bunun için fiziksel bir muayene de yapılabilmektedir. Bu muayenede mesane doluyken öksürme istenebilmektedir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>İdrar kaçırmanın tedavisinde günlük yapılacak basit uygulamaların da faydalı olabileceğini sözlerine ekleyen Doç. Dr. Ak; &#8220;Pelvik taban kasları yaşla ve daha az fiziksel aktiviteyle zayıflamaktadır. Pelvik taban kas eğitimi olarak da bilinen Kegel egzersizleri, stres kaynaklı idrar kaçırmayı önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Pelvik taban kasları çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları; rahmi, mesaneyi, ince bağırsağı ve rektumu destekler. Her 10 kadından 4’ünde Kegel egzersizlerini denedikten sonra idrar kaçırma sorununda azalma olduğu görülmüştür. Günlük olarak yapılan Kegel egzersizi özellikle hamilelik döneminde yararlı olabilmektedir. Hamilelik ve doğum sırasında sıklıkla görülen pelvik taban kaslarının zayıflamasını önlemeye yardımcıdır. Yaşam tarzı değişiklikleri ve pelvik taban kas eğitiminin yanı sıra hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırmanın tedavisinde günlük yapılacak basit uygulamalar da faydalı olabilmektedir. Yaşam tarzı değişiklikleri sorunun çözümünde etkilidir. Özellikle sıvı alımı kontrollü olarak yapılabilir. Mesaneyi 2-3 saatte bir boşaltmak için tuvalete gidilmesi idrar kaçırma sorunu için etkili olabilir. Dışkılama sırasında zorlanmanın sorun olmaması için kabızlığın kesinlikle tedavi edilmesi gerekir. Kilo kontrolünün sağlanması sorunu azaltacaktır. Sigara kesinlikle bırakılmadır. Sigara içmek, pelvik taban rahatsızlığının gelişme riskini 2 kat artırmaktadır. Alkol ve kafein tüketimi de sınırlanmalıdır&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/kadinlarda-idrar-kacirma-sorununa-altin-oneriler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stresi azalttığı bilinen bitkisel ürünlere talepler arttı</title>
		<link>https://haberpota.com/stresi-azalttigi-bilinen-bitkisel-urunlere-talepler-artti/</link>
					<comments>https://haberpota.com/stresi-azalttigi-bilinen-bitkisel-urunlere-talepler-artti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 10:44:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel ürün]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[stres bitkisel ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=18877</guid>

					<description><![CDATA[Eskişehir’de aktar işletmecisi olan Koray Özkılıç, stresi azalttığı bilinen bitkisel ürünlere taleplerin arttığını ve özellikle Limon Melisa Otu satışlarının yoğunlaştığını söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya genelinde yaşanan savaş ve benzeri olumsuz gelişmeler birçok insanı strese sokuyor. Hayat koşuşturmasına sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için bazı vatandaşlar psikiyatrik destek alırken, bazıları da çözümü bitkisel ürünlerde arıyor. Özellikle son dönemlerde, stresi azalttığı bilinen bitkisel ürünler ve rahatlatıcı özelliğiyle öne çıkan Limon Melisa Otu yoğun talep görüyor.</p>
<h3>&#8220;Limon Melisa Otu sakinleştirici, dinlendirici ve rahatlatıcı özelliğe sahiptir&#8221;</h3>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan aktar Koray Özkılıç, &#8220;Son zamanlarda stresi azaltan bitkisel ürünlere talep artmaya başladı. Stresi esas tetikleyen şey, iman dairesinden çıkmaktır. Bunun yanında bitkisel olarak ne kullanabiliriz? Limon Melisa Otu olabilir. Otun sakinleştirici, dinlendirici ve rahatlatıcı özelliğe sahiptir. Kantaron Otu her ne kadar mide yanması ve gastrit için kullanılsa da, aynı şekilde sakinleştirici ve dinlendirici özelliği vardır. Daha ileri safhada Kedi Otu kullanılabilir. Valerian adıyla da bilinen bu ot, stres ve anksiyete bozukluğu olan insanlarda kullanılır&#8221; dedi.</p>
<h3>&#8220;Stres, diğer hastalıkların tetikleyicisidir&#8221;</h3>
<p>Bahse konu bitkisel ürünlerin nasıl kullanıldığını anlatan Özkılıç, &#8220;Bunlar çay gibi demlenerek içilir. Limon Melisa Otu, sıcak su dolu bardağa bir tutam atılır ve 10 dakika bekledikten sonra içilir. İçimi hoş, tadı güzeldir ve mutluluk hormonu salgılatır. Fiyatı çok pahalı değil, paketi 100 TL. Bir yan etkisi yok, keşke insanlar her sabah içse. Ben kendim de tüketiyorum. Bağırıp çağıracağın konularda sakin kalmanı sağlıyor&#8221; şeklinde konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/stresi-azalttigi-bilinen-bitkisel-urunlere-talepler-artti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alerji ile gribi ayırt etmenin yolları</title>
		<link>https://haberpota.com/alerji-ile-gribi-ayirt-etmenin-yollari/</link>
					<comments>https://haberpota.com/alerji-ile-gribi-ayirt-etmenin-yollari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Pota]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 10:40:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberpota.com/?p=18863</guid>

					<description><![CDATA[Eskişehir Özel Ümit Batıkent Hastanesi KBB Uzmanı Dr. Bekir Oksay, alerji ile gribin bazen birbiriyle karıştırılabildiğini söyleyerek, "Gripte burun akıntısı ve hapşırık olsa da genellikle ateş, kırgınlık ve kas ağrıları tabloya eşlik eder. Bu yönüyle alerjiden ayrılır" dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Alerjinin genellikle mevsimsel olarak tekrarlayan bir rahatsızlık olduğunu ifade eden KBB Uzmanı Dr. Bekir Oksay, &#8220;Özellikle polenlerin arttığı bahar aylarında alerji kendini gösteriyor. Sabah saatlerinde artan hapşırık, burun kaşıntısı, gözlerde sulanma ve kızarıklık, her mevsim tekrar eden benzer şikayetler alerjinin en sık görülen belirtileri arasında yer alıyor. Alerji, bağışıklık sisteminin zararsız maddelere karşı aşırı tepki göstermesiyle ortaya çıkar. Kişi kendini genellikle halsiz hissetmez, günlük yaşamına devam edebilir&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3>&#8220;Ateş, kırgınlık ve kas ağrıları gribi alerjiden ayırır&#8221;</h3>
<p>Grip ya da nezlenin ise viral enfeksiyonlardan kaynaklandığını aktaran Dr. Oksay, &#8220;Bu nedenle alerjiden farklı olarak sistemik belirtiler daha fazla öne çıkıyor. Halsizlik, kırgınlık, ateş ve üşüme, boğaz ağrısı, kas-eklem ağrıları grip ve nezlenin tipik bulguları arasında. Gripte burun akıntısı ve hapşırık olsa da genellikle ateş, kırgınlık ve kas ağrıları tabloya eşlik eder. Bu yönüyle alerjiden ayrılır&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3>&#8220;Karıştırmamak için doktora başvurun&#8221;</h3>
<p>Alerji ve grip belirtilerinin benzerlik göstermesi sebebiyle bazı hastaların bu rahatsızlıkları ayırt etmekte zorlanabildiğini dile getiren Dr. Oksay, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Uzmanlar, şikayetlerin süresine de dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Grip 7-10 gün içinde geçerken, alerji belirtileri haftalarca hatta aylarca sürebiliyor. Eğer belirtiler arasında ayırt edemiyorsanız ve şüphede kalıyorsanız mutlaka bir doktora başvurun. Erken tanı hem yaşam kalitenizi artırır hem de gereksiz ilaç kullanımının önüne geçer.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberpota.com/alerji-ile-gribi-ayirt-etmenin-yollari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
