Hafta içinde Juventus karşısında alınan o görkemli galibiyetin coşkusu daha dinmeden, Galatasaray bu kez ligde Konyaspor deplasmanından 2-0’lık yenilgiyle ayrıldı. Avrupa gecesinin ışığı, Konya’da adeta söndü. Üstelik bu sadece bir mağlubiyet değil; şampiyonluk yarışında alınmış ciddi bir yara.
Maçın ilk yarısı belki de sezonun en silik 45 dakikalarından biriydi. Tempo yok, isyan yok, reaksiyon yok. 2-0 geriye düşülmesine rağmen sahada skoru 2-1’e getirmek için bile yeterli ateşi gösteremeyen bir takım vardı. Top bir türlü 3. bölgeye taşınamadı.
Forvet hattında da tartışmalı bir karar vardı. Mauro Icardi ilk yarıda çok etkili görünmese de Victor Osimhen’in yokluğunda devre arasında oyundan alınması soru işareti yarattı. İkinci yarıda Noa Lang, Barış Alper Yılmaz ve Lucas Torreira gibi isimler oyuna girmişken, Icardi’nin ceza sahası içindeki bitiriciliğinden vazgeçilmesi riskli bir tercihti. Böyle maçlarda bir pozisyon her şeyi değiştirir.
Hakem performansı bu karşılaşmanın ana gündemi olmamalı. Çünkü Galatasaray genel olarak maçı hak edecek bir oyun ortaya koymadı. Ancak ofsayt iptal edilen gol pozisyonunda Sacha Boey’e yapılan müdahalenin penaltı olduğu yönündeki görüşler de yabana atılmamalı. Yine de gerçeği değiştirmiyor: Bu mağlubiyetin temel nedeni oyun kalitesiydi.
Önlerinde kalan 11 maç var ve fikstür hiç de kolay değil. Beşiktaş, Trabzon ve Göztepe deplasmanları şampiyonluk yolunda kader niteliğinde. Normal şartlarda Galatasaray, ligde çıktığı her maçın favorisi. Kadro kalitesi 11’de 11 yapabilecek seviyede. Fakat sahaya yansıyan oyun, özellikle konsantrasyon anlamında bu iddiayı desteklemiyor.
Avrupa’da devleşip ligde tökezlemek, büyük takımların en büyük tuzağıdır. Şampiyonluk; sadece büyük geceleri değil, sıkıcı deplasmanları da kazanabilme işidir. Konya’da kaybedilen sadece üç puan değil, aynı zamanda krediydi.
Ve artık telafisi yok.

YORUMLAR